Hüseyin Baş

Finansal Tsunami'ye İdeolojik Yanıt

07 Ekim 2008 Salı

Türkiye dahil tüm dünya basını, ABD’nin krizin önlenmesi için yürürlüğe koyduğu 850 milyar dolarlık yardım paketinin sorunu çözmeye yetmeyeceği görüşünde. Yetmezse de frenlerdiyenler de yok değil. Ama buharlaşan, yok olduğu söylenen 15 bin milyar dolar gibi ürkünç bir meblağın yarattığı kasırganın bu kadar kolay atlatılamayacağına ise kesin gözle bakılıyor. Olayı, W. Bush’un Irak ve Afganistan bozgunundan sonra üçüncü büyük yenilgisi olarak görenler de var. Ne var ki bozgunlar salt bunlarla da sınırlı görünmüyor. Birbiri ardından gelen bozgunlarda W. Bush ve sevgili neo-conlarının ekonomide olduğu gibi savaş kundakçılığı konusunda da ülkenin başını iyice belaya sokmaları yetmiyormuş gibi, son liberal bozgunla da Cumhuriyetçi adayın seçilme şansını neredeyse sıfırlamayı başarmışlardı. Böylece, W. Bush, yedi yıllık iktidarının bitmesine çok az bir süre kala, ülkesini, piyasacılığın baştacı edildiği bir yığın ülkeyle birlikte, deyim yerindeyse perişan bir halde bırakarak siyaset sahnesinden çekip gitmenin hazırlığındadır.

Yukardaki başlık Fransız Sosyalist Partisi’nin Avrupa parlamanterlerinden Henri Weber’in Le Monde gazetesinde yayımlanan yazısına ait (2 Ekim 08). Weber, aşağıda büyük bir bölümünün çevirisini aktardığımız söz konusu yazısında ABD’de patlak veren, kısa sürede Avrupa’dan Uzakdoğu’ya, neredeyse dünyanın tümüne yayılan büyük finansal krize ideolojik açıdan yaklaşmakta ve bundan ilginç dersler çıkarırken sosyalistler açısından ortaya çıkan bazı fırsatlara da değinmektedir:

“Uzun zaman öncesine dayansa da şu anda yaşadığımız finansal ve ekonomik krizin birincil nedeni ideolojiktir. 1930’lardaki büyük bunalım nedeniyle uzun süreler gözden düşen ve marjinal hale gelen liberal ideoloji 1970 sonlarında güçlü bir dönüş yapmıştır. Milton Friedman ve Friedrich Hayek, Keynes’in ekonomik düşüncesine egemen olan yaklaşımını rafa kaldırmışlardır. Devletin ve bürokrasinin iflasının eleştirisi piyasanın yetersizliğine galebe çalmıştır. Neoliberalizm, modern biçimiyle iki postulat(öngerçek) üzerine yapılanmıştır: Birincisi, piyasanın serbest devinimi, kaynakların kullanımını ve ekonominin optimal gelişimini en iyi biçimde sağlamaktadır. İkinci öngerçek, piyasalar kendi kendilerini regüle eden (autoregulatrice) kapasiteye sahiptir ki, bu, kamu gücünün ekonomik yaşama gereksiz olduğu kadar zararlı müdahalesini de önlemektedir.

Neoliberaller bu inanç adına otuz yıldan bu yana Devlet’in ekonomik ve sosyal yaşamdan çekilmesini salık verip durmuşlar, Devlet’in, krallık dönemlerinde olduğu gibi salt iç ve dış güvenliği sağlamakla yetinmesini dayatmışlardır.

Neoliberalizm, buna uygun olarak kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve iş yaşamının mümkün olduğunca geniş sektörlerde tecimsel ilişkilerin yaygınlaştırılması için çaba göstermiştir. Fransız sosyalistleri liberallerin bu düsturunu asla paylaşmamışlardır. Sosyalistler, piyasaların politikacılardan çok daha öngörülü, ekonomik kuruluşların yöneticilerinin devlet görevlilerinden daha akıllı oldukları savlarına da asla inanmamışlardır. Bu yaklaşımları yüzünden sosyalistler bugün bile neoliberal çevrelerce eski kafalıolarak suçlanmaktadırlar.(...)

Ne var ki, bunlar, kuşkusuz olanlardan sonra, seslerini biraz kısmak zorunda kalmışlardır: Otuz yıldan bu yana ABD’nin ve büyük çokuluslu şirketlerin güdümünde kuralsızlık, denetimsizlik ve liberalizasyon politikaları, kapitalizmi bugün 1929’dan beri karşıya karşıya kaldığı en vahim ekonomik krizin eşiğine getirmiştir.

Finans piyasalarının aşırı serbestliğine ve büyümesine karşı çıktığımızda, kuralların arkasından dolanmak için bütçe dışı muhasebe usullerine başvurulmasına,vergi cennetlerinin yaygınlaşmasına karşı çıktığımızda, bize, endüstrinin sonsuz yaratıcılığının milyonlarca ekonomik oyuncu üzerindeki riskleri bertaraf edeceği ve her türlü banka krizi ihtimalini ortadan kaldıracağı söyleniyordu.

Şimdi kriz gelip kapıya dayanmıştır. Çöküşü önlemek için Batılı yönetimler kayıpları bütünüyle millileştirerek küçük finans dâhilerinin har vurup harman savurdukları yüzlerce milyar doları vergi mükelleflerine ödetmek istemektedirler. Piyasanın her şeyi kendi kendine düzene sokma kapasitesiyle ilgili mitos yerle bir olmuştur. Tıpkı Devlet’in iş ve sosyal yaşama asla müdahale etmemesi gibi.

Neoliberaller ne iseler öyle görünmektedirler. Her şey yolunda giderken, ideologları, Devlet’in müdahalesine şaşı bakarlar. İşler politikaları yüzünden sarpa sarıp fırtına patlak verdiğinde, Devlet’in yoğun müdahalesinin yolunu gözlerler. Dünya aşırı örgütlenmeden çok, gerekli örgütlenmelerin yokluğunu çekmektedir. Ekonominin devineceği yeni kurallar ortaya konulmalı, bunların uygulanması için uluslararası yeni örgütler yaratılmalıdır. Sosyalistler kamunun güçlü bir biçimde ekonomik ve sosyal yaşama her alanda geri dönmesini zorunlu görmektedir.(...)

Sosyalist parti; sosyal, ekonomik ve ekolojik bir piyasa ekonomisinden yana tavır koymuştur. Bu, kamunun ve sosyal tarafların da katkısıyla düzenlenecek bir serbest piyasa ekonomisidir. Yeni ideolojik ortam bu tasarının gerçekleşmesi için giderek daha elverişli duruma gelmektedir.”