Barış Doster

Yeni bir açılım süreci mi geliyor?

22 Haziran 2019 Cumartesi

Yarın yeniden yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi bir kez daha gösterdi ki, ne bir yerel seçim söz konusu ne de İstanbul’a sadece bir belediye başkanı seçeceğiz. Bizzat iktidarın 31 Mart öncesinde benimsediği strateji nedeniyle, “beka tehdidi var” söyleminin de etkisiyle, mesele, İstanbul’u ve yerel seçim boyutunu aştı. O nedenle bu kez “illet, zillet, hain, darbeci, bölücü, FETÖ’cü” ithamları geri çekildi. Yeni bir strateji benimsendi. PKK terör örgütü liderinin avukatlarıyla görüşmesi sağlandı. Mesajları, mektupları medyaya servis edildi. Cumhur İttifakı’nın adayı Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’daki sözlerine, Ahmet Kaya’nın Paris’teki mezarının, ailesi isterse, Türkiye’ye getirilebileceği vaadi eklendi. Süreç, terör örgütü lideriyle görüşmesine izin verilen bir sosyoloji doçentinin, onun için yaptığı “yerli ve milli” benzetmesiyle; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP’nin iç dinamiklerine ilişkin tahlilleriyle; İstanbul’a gelen Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Erdoğan’la yaptığı görüşmeyle doruğa ulaştı.
Akla hemen şu geliyor: Acaba AKP tüm bunları sadece seçimi kazanmak için mi yapıyor? Yoksa onun ötesinde, seçimden sonra, yeni bir açılım sürecinin altyapısı mı hazırlanıyor? Geçen hafta (15.06.2019) bu sütunda, yeni bir açılım paketi olasılığına dikkat çekmiştik ki, bir hafta olmadan, AKP ardı ardına hamle yaptı. Şaşırmıyoruz.

İç ve dış dinamiklerin baskısı
Şurası kesin. İktidarın, 31 Mart seçimleri sonrasındaki tavır değişikliği, sadece oy hesabından ve iç siyasetteki daralmadan kaynaklanmıyor. Yalnızca iktidarı besleyen ve iktidardan beslenen egemen sınıfların, sermaye çevrelerinin taleplerine dayanmıyor. En az bunlar kadar, dış politikadaki sıkışmışlık ve ekonomideki gidişat da etkili. S-400 - F-35 ikilemi üzerinden ABD ve Rusya arasında kalmanın yarattığı sıkışmışlık, Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine gelişen ittifaklar, Kıbrıs’ta Türk tarafına yapılan baskı, Ege Denizi’nde Yunanistan işgalindeki 18 ada, Suriye’deki gelişmeler, ABD’nin İran’a artan baskısının Türkiye’ye yansımaları, işsizlik, enflasyon, yıl sonuna kadar bulunması gereken dış kaynak ve ödenmesi gereken dış borç, Türkiye’yi zorlayan konu başlıklarından bazıları.
Dahası var. İktidar tarafından tetiklenen ve seçimlerde yakın zamana dek verimli şekilde kullanılan kutuplaşma da sürdürülebilir olmaktan çıktı. Merkezden ve yerelden yandaş sermayeye aktarılan kamu kaynakları, yoksul seçmene dağıtılan yardımlar azalmaya başladı. 17 yıllık iktidarın getirdiği yorgunluk ve yeni bir vaatte bulunamamanın yarattığı çaresizlik, erimeyi hızlandırdı. Buna bir de AKP içinden çıkacağı öne sürülen parti veya partilerin yarattığı gerilim eklendi. Bu koşullarda gidilen 31 Mart seçimlerinde, hem ülkemiz açısından çok yönlü değeri hem de iktidar açısından yarattığı mali kaynakla paha biçilmez olan İstanbul, kaybedildi.
O yüzden çok dikkatli olmalı. İktidarda kalabilmek için gözünü karartan bir zihniyet, içeride açılım sürecini, dışarıda da ABD ile beyaz bir sayfa açmayı gündemine alırsa, hiç şaşırmamalı. Bu yönde bir gelişmeye karşı da, Cumhuriyet Devrimi, yurttaşlık bilinci, üretim ekonomisi, hukuk devleti, özgürlük, demokrasi, adalet, emek, bağımsızlık ve bölge merkezli dış politika temelinde bir mücadelenin hazırlığını yapmalı.  


Yazarın Son Yazıları