Azgın Azınlık İktidarının Sonu

22 Haziran 2019 Cumartesi

Bugün Türkiye’de azgın bir azınlık iktidarı vardır.
Ki o azınlık, bağımsızlık savaşını gerçekleştirmiş olan Gazi Meclis’i devre dışı bırakmıştır.
Ki o azınlık, savaş koşullarında bile Meclis’e hesap vermekle sorumlu Bakanlar Kurulu’nu devre dışı bırakmıştır.
Ki o azınlık, adaletin ve demokratik devletin temeli olan bağımsız yargıyı devre dışı bırakmıştır.
Ki o azınlık, mühürsüz oylarla, yasa ve hukuk dışı yollarla kabul edilmiş bir sözde oylama ile anayasayı devre dışı bırakmıştır.
Ki o azınlık, anayasanın değiştirilemez kuralları arasında yer alan sosyal hukuk devletini ve laik devleti devre dışı bırakmıştır.
Ki o azınlık, kurduğu saray düzeni ile ulus egemenliğini devre dışı bırakmıştır.
Yarın yapılacak İstanbul belediye seçimi, azgın azınlık iktidarının ileri sürdüğü gibi yalnızca bir yerel seçim değildir.
Yarınki seçim, azgınlığa son verecek dönüşümün habercisi olacaktır.
Yeniden parlamenter demokrasiye, yeniden güçler ayrılığı ilkesine, yeniden demokratik, laik, sosyal hukuk devletine, kısacası azgın bireycilikten çoğulculuğa, özgür yurttaşlığa dönüşün muştusu ve utkusu olacaktır.

Casuslarla işbirliği
Irak’ın kuzeyindeki ABD mandasının başındaki işbirlikçi Barzani’yi İstanbul’a getirdiler.
Öte yandan, Suriye istihbaratından tutun Rus istihbaratına, ABD istihbaratından tutun Yunan istihbaratına, İsrail istihbaratından tutun İtalyan istihbaratına neredeyse tüm dünya devletlerinin kendi çıkarları için oyuncak ettikleri Abdullah Öcalan’dan da İstanbul seçimleri için medet umuyorlar.
Saray ve AKP çok zorda, çok…

Geleceğimizi Boğazlatmayalım
Eğitim-İş’in geçen öğretim yılını değerlendiren raporunda açık seçik yazılmış:
Çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullar, haremselamlık diye ayrılıyor, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) imzaladığı sözleşmelerle öğrencilere dini kurum ve vakıflarca ders verdiriliyor. Genelde ve kız çocuklarında okullaşma oranı yaklaşık 10 puan düşerken, Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu okulöncesi eğitim verilmesi gereken 4-6 yaş çocuklara okullarda değerler eğitimi adı altında dini öğretim programı yürütüyor.
Çok haklı olarak Eğitim-İş, bu uygulamayı Danıştay’a taşıdı. Dava dilekçesinde çok çarpıcı saptamalar yer alıyor:
Anayasada yer alan ‘Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür’ şeklindeki hüküm eğitim kurumlarında yalnızca eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütülebileceği yer almıştır. Bu bakımdan MEB’e bağlı okullar bünyesinde Kuran kursu açılmasına olanak bulunmamaktadır.
Cumhuriyet devriminin en temel yasalarından biri olan Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitim öğretim hizmetlerinin ancak ve ancak MEB tarafından yürütülmesi ve eğitim programının oluşturulması mümkündür. Bunun dışında hiçbir kişi, kurum ve kuruluş tarafından eğitim programı hazırlanması ve uygulanması olanaksızdır.
Bağnazlık, hiçbir kural tanımadan toplumu ve geleceğimizi boğazlıyor…
Ne yapacağız?
Direneceğiz...