Veysel Ulusoy

Bir avuç insan… Bir avuç buğday tanesi

23 Haziran 2019 Pazar

Bir avuç buğday tanesi, binlerce yıl önce toprakla buluştuğunda, acaba bu başlangıcın günümüzde karmaşık toplumsal yapının resmini çizdiğini kim düşünebilirdi?
Yerleşik hayatı başlattığının, örgütlü bir topluma giden yolu açtığının, siyasetin, siyasi oluşumların bile taşlarını ördüğünün bilincinde olan kaç kişi vardı?
Çevrebilimci ve evrim biyoloğu Jared Diamond, “Tüfek, Mikrop ve Çelik” başlıklı kitabında (çev.: Ülker İnce, TÜBİTAK, 2004) tüm bu soruların yanıtını arıyor. Bir insan ve bir avuç tohumla başlayan sürecin örgütsel bir kapsamda toplumu şekillendirmesi, yazının bulunması, dinlerin ortaya çıkışından imparatorlukların kuruluşuna kadar neden olduğu karmaşık yapıyı irdeleyen Diamond, daha da ileri gidip, günümüzde oluşan toplumsal eşitsizliğin temellerini araştırıyor.
Tüm bunları yaparken de insanlığa medeniyet kapısını açan iki ürünü, öncelikle buğdayı sonra da arpayı başrole koyuyor.

***

Öyleyse buğdayı konuşalım, buğdayı üreteni ve yöneteni konuşalım biraz...
Ekili alanları 1938 yılından 1993’e kadar iki buçuk kat artarak 100 milyon dekara çıkardığımız, günümüze kadar ise bunun dörtte birinden fazlasını kaybettiğimiz buğdayı konuşalım biraz...
Artan nüfusun ihtiyacını ancak verimlilikle ve maalesef ithalat ile karşıladığımız, dekar başına 112 kilo aldığımız 1938 yılına göre, verimlilikte 1993’de tam iki katına çıkan, 2019’da ise ancak 267 kilo olan buğdayı konuşalım biraz...
Yaklaşık 20 milyon ton ile dünyanın önde gelen üreticisi olduğumuz ama piyasalarda etkin olmadığımız buğdayı konuşalım biraz...
Ürününe fiyat etiketi yapıştıramayan tek üreticiyi, çiftçiyi konuşalım biraz...
Son on yılda yaklaşık olarak 13 milyar ABD Doları ödediğimiz buğday ithalatını, girdi maliyetlerinin dünya ortalamasının çok üstünde olan buğdayı ve üretimin sadece yüzde onunu satın alan, fakat fiyatı kendi belirleyen Toprak Mahsulleri Ofisi’ni konuşalım biraz...
Buğdayın anavatanı özelliğinden, bizi yılda yaklaşık 4-5 milyon ton buğday ithalatı yapma zorunluluğuna getiren nedenleri de içine katarak analiz edelim, konuşalım buğdayı...

***

Küresel çapta, başta Hindistan ve Çin’de genişleyen buğday tarım alanları ve verimlilikteki artışı, eldeki stokları da değerlendirdiğimizde, kısa dönemde bir arz ve talep dengesizliğinin oluşmayacağını söylemek zor değil. Buna karşılık, ülkemizde 72 milyon dekara gerileyen buğday ekim alanlarımızın gelecekte de artacağını varsaymak iki açıdan zor gözüküyor: ilki, azalan ve yaşlanan köylü nüfusu, ikincisi de devlet fiyat ve gıda politikası veya politikasızlığı.

***

Serbest piyasaya bırakılmayacak kadar lüks ürün niteliğindeki tarım ürünlerinden olan buğday, ekmeğin siyaseti ve fiyatının baskılanması gerektiği yaklaşımıyla, 1990’lardan bu yana fiyat kontrolüne tabi tutulmuştur. Döviz fiyatlarının, özellikle 2000’li yıllarda göreceli ucuzlaması, sonrasında ise maliyet baskısına rağmen dünya fiyatları altında belirlenen referans fiyatı çiftçi gelirlerini devamlı düşürmüş, adeta köylüyü tarladan soğutmuştur. Tohum piyasasındaki dışa bağımlılığın teşviki ile de, sürekli artan maliyetlerin katlanılmaz ağırlığı, çiftçi üzerinde adeta bir karabasan niteliğine bürünmüştür.
Kendi emeğini, traktör ve sermaye giderleri ile tarlasının alternatif maliyetini hesaba bile katmadan, belirli bir geliri elde edemeyen çiftçiden beklentimiz artık, sadece aşka dönüşmüş bir yapı ile üretime devam etmesini seyretmek olacaktır.
Devletçilik çiftçi ile yan yana olmaktır, onunla birlikte planlama yapmaktır...
Eğer kaldıysa!