Siyasi Çözüm Arayışları

09 Ekim 2008 Perşembe

Aktütün Karakoluna yapılan saldırı sonrasındaki tartışmalar, Türkiye’de Kürt sorununun çözümü konusunda iki temel eğilimin öne çıktığını gösteriyor. Bu eğilimlerden birincisi, artık şu Kürtlere hadlerini bildirmek lazım diyen, orada burada denemelere girişen ırkçı eğilimdir. Ne kadar tehlikeli olduğunu, gelişme potansiyelini görmek için uzman olmaya gerek yok.

İkinci eğilimKürt sorununun çözümü için daha fazla beklemek büyük bir yanlıştır şeklinde özetlenebilir ya da genelleştirilebilir.

Hem özetleyelim hem genelleştirelim.

***

Bu ikinci eğilim, parçalı bir eğilimdir.

Çünkü çözümden yana olanların niyetleri, muratları farklıdır.

Siyasi çözüm konusunda ağzı laf yapan, cesaretini dayandığı sağlam küresel güçlerden, iktidarla kurduğu tatlı ilişkiden alan liberal kesimin söylediği, özet olarak şöyledir:

Terör örgütü PKK ile (çok affedersiniz, terör örgütü mü dedim, her türden ve kırattan liberal arkadaşlardan özür dilerim!) ya da onun taşeronları ile oturup anlaşalım, Kuzey Irak’takileri dinleyelim, siyasi çözümü bulalım.

Bu kesimin çözümden anladığı, AB, ABD planlarına uygun olarak ülkenin bir bölümünün farklılaşmasıdır. Artık federasyon mu dersiniz, konfederasyon mu, tam bölünme mi; işin o kısmı tarafların başarısına bırakılmış, ucu açık bir formüller yığınıdır.

Kısacası sonuç bölünmedir.

Bu yöne doğru gidebilecek bir süreci, iç savaş kışkırtıcılığı yapan ve yaşanan acılar nedeniyle hızla kitleselleşebilecek olan ırkçı kesimin eylemiyle hızlandırdığını da söylemek durumundayız.

Demek ki efendim, rivayet muhtelif olabilir ama maksat birdir.

***

Çözümden yana olan bir diğer kesimin görüşü ise, yine özetleyelim, şöyledir:

Siyasi çözüm terör örgütü ile birlikte, onun siyasi istekleri merkezinde üretilemez. Siyasi çözüm, farklılıkları dikkate alan, kültürel hakları tartışmasız benimseyen, onaylayan, ülkelerin bölünmesi konusunda ise son çeyrek yüzyılın tecrübesinin bilinciyle emperyalist dayatmayı reddeden bir anlayışla üretilebilir.

***

Konu çok can yakan, yıllardır sürüncemede kalmış bir konudur. Çözümün bir türlü bulunamamış olmasında ise siyasetin beceriksizliğinin yanı sıra, sorunun emperyalist dayatmanın önemli bir kozu haline gelmiş olmasının payı büyüktür. Buna konunun ekonomik bir sektöre dönüştüğü gerçeğini de ekleyin. Çözümün önündeki engellerin birbiriyle uzlaşan zıt kardeşlerini de hesaba katın.

***

Bu konunun pek çok siyasinin diline pelesenk ettiği gibi ekonomik bir yönü de vardır. Ama Türkiye’de siyasi iktidarın bu konuda söyleyecek sözü de eylemi de yoktur. Olması da mümkün değildir.

Çünkü siyasetlerini emperyalist ülkelerle sıkı fıkı ilişkiler içinde oluşturmuş, ekonomilerini küreselleşme çağının beceriksizlikleri bin kere kanıtlanmış örgütlerine emanet etmiş, ekonominin devri daimini dışarıdan gelecek paraya bağlamış olanlar, ne ülke ekonomisini krizden koruyabilirler ne de o ülkenin bir parçasının özgün ekonomik sorunlarını çözebilirler.

Onlar ülkelerinin sınırlarını da koruyamazlar.

Acıdır ama gerçek böyledir.

Peki çare nedir, nerededir?

Çare, solun bu konuda kafa yormasında, solculuğun her şeyden önce bir işçi emekçi hareketi olduğunun unutulmamasında, kimliğin Kürt sorunu ile tarif edilmemesinde, kendilerine akıl öğreten liberalleri bir kenara bırakarak çözüm üretilmesinde, ülkenin aklı başında güçlerinin, halkın sola kulak vermesini sağlamasındadır.

e-posta: [email protected]