Güzelliklerle çirkinler arasında savrulurken...

11 Temmuz 2019 Perşembe

Üç gün önceydi. Aya İrini’de, Fatih Sultan Mehmet’in armağan o ettiği eşsiz “konser salonundaydı”. İKSV’nin müzik festivalinin son konseriydi.
Sahnede La Scala Oda Orkestrası ve usta şef Hakan Şensoy yerlerini almış, İtalyan besteci Marco Enrico Bossi’nin “Goldoni Çeşitlemeleri”yle beni bulutların üzerinde, daha doğrusu 18. yüzyıl Venedik semalarında uçuruyorlardı... Tam prelüdle, menüet arasında; karnaval atmosferiyle, rengârenk maskeler arasında gidip gelirken ve bir kez daha ülkemin aydınlık yüzü şefe hayran olurken...

***

(Yarın önemli bir basın toplantısı var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin girişimiyle, İçlerinde PEN Türkiye, TYS, Yayıncılar Birliği de olmak üzere 12 basın yayın kurulu şu bir araya gelip SETA’nın raporuna tepkilerimizi paylaşacağız... Konserden sonra yarınki konuşmamı hazırlamam gerek...
Venedik semalarından beni yeryüzüne fırlatan daha önce okuduğum 196 sayfalık rapor olsa gerek. Gazetecileri hedef gösteren bir kara leke! Bu rapora göre yolsuzluk yapmak değil, ama yolsuzluk var demek suç. Hükümeti eleştirmek suç. Ülke ekonomisi berbat olabilir, emekçinin hakkı gasp edilebilir, ancak bunları dillendirmek suç!
Bu rapora göre her ay 30-40 kadının erkekler tarafından öldürülmesi doğal, ama bunu yazmak suç! Kadın sorunlarıyla ilgilenmek ya da Meclis’teki yasal bir partiyle HDP ile ilişki kurmak, çok kuşkulu ve de suç! Bu rapora göre şiddet serbest ama şiddet var demek suç!)

***

Şimdi sahnede, son yılların dahi kemancısı Daniel Lozakoviç... Ama bu daha çocuk! 18 yaşında. Beyaz Rus baba, Kırgız anneden 2001 Stockholm doğumlu... Kemanı gördüğü ilk günden beri başarıdan başarıya koşuyor. En ünlü şefler ve orkestralarla dünyanın her yerinde konserler veriyor, plaklar dolduruyor.
Dahi çocuk Johann Sebastian Bach’ın iki keman konçertosunu seslendiriyor birbiri peşi sıra... Adeta bir ayin... Ruhani bir bütünlük... Yüzünde bir meleğin masumiyeti, dinginliği; uzayıp giden parmaklarında hüner; Tanrı vergisi bir yetenek... Bu konser hiç bitmese, hiç bitmese...

***

(Meslektaşlarımızı hedef gösteren bu raporu hazırlayanlara şunu hatırlatmak gerek: Gerçek, göz ardı edilince, ortadan kalkmaz. Tam aksine, daha çok göze batar!
Bir de şunu: Sadece adı geçen gazeteler ya da meslektaşlar değil; bu raporla, işini yapmaya çalışan tüm gazeteciler, bağımsız tüm medya kuruluşları tehdit altındadır. Ve eğer meslektaşlarımızın başına bir şey gelirse sorumlusu SETA olacaktır.)

***

Aya İrini’de festivalin son konseri... Bu konser keşke bitmese... Hiç bitmese... Keşke bu sayfalarda sadece sanata, güzelliklere, yeteneklere, yaratıcılıklara ilişkin şeyler yazılsa...
Yarın, PEN Yazarlar Derneği adına söyleyeceklerimi kafamda yazdım bile:
Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkenin sonu çoktan gelmiş demektir.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkede milletin haber alma özgürlüğü olmaz; gerçeklere, hakikate ulaşması engellenir. Gerçeği susturup yerin altına gömerseniz öyle bir gelişir büyür ki, patladığı gün önüne çıkan her şeyi havaya uçurur. (Bu son tümce galiba Emile Zola’nındır.)
Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde şiddet her yanı kangren gibi sarar. Tıpkı ODTÜ’de yaşadığımız gibi, gençlerin “o ağacı kesmeyin” çığlığı duyulmaz olur. Ve vicdan sahibi insanlar isyana durur.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde itiraz dili, muhalif dil yok edilmiştir. Oysa tıpkı sanatın ve edebiyatın özündeki gibi, gazeteciliğin özünde de eleştirel bakış, eleştirel düşünce ve itiraz vardır. Öyle olmalıdır.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde adalet hak, hukuk yoktur; zulüm, haksızlık, kötülük vardır.
Öyleyse... Ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü sağlanıncaya dek mücadeleye de, konserlere de devam...