Sana bir tepeden baktım aziz İstanbul

07 Ağustos 2019 Çarşamba

Yıllar içinde hazırladığım nice söyleşi, portre ve deneme yazısını “Salkımsöğütün Türküsü” başlıklı kitabımda toplamıştım. Öner Ciravoğlu “Edebiyatçı bir müzik yazarının son dönem retrospektifi olarak da yaklaşılabilir” demişti kitap için. Radyo-televizyon, dergi söyleşileri ve gazete eleştirilerimi derlemiştim. 2014’te PAN Yayınları’nın bastığı kitap 544 sayfa olmuştu. Şimdi elime alıp baktığımda içindeki kimi sanatçının artık yaşamadığını, kiminin hâlâ doruklarda olduğunu görüyorum. Satır aralarından bazı cümleleri çekip çıkarınca, ortaya ilginç bir potpuri çıkıyor.
Hüseyin Sermet foto muhabirine karşı çıkmış: “Hayır, asla piyano önünde poz vermem. Bir cerrahla konuşma yaptığınızda adam elinde neşter ya da kanlar içinde bir apandisit parçasıyla mı poz verir?” Ayla Erduran aşk hayatını anlatıyor: “Çok tutkulu aşklar yaşadım. Ama karşımdakiler de benim kadar tutkulu olsaydı şimdi yanımda olurlardı; geriye bir tek kemanım kaldı.” Cecilia Bartoli, “Ben yepyeni bir şey yaratmıyorum, çağlar önce yaratılmış şeylerin içinde keşfe çıkıyorum.”
Büyük org ve klavsen sanatçısı Gustav Leonard’a göre: “Bir İtalyan besteciyi 17. yüzyıl yapımı bir Fransız klavsende asla çalamazsınız… Klavsen için yazılmış eserleri piyanoda çalmak ise ahlak dışı bir davranıştır.” Gürer Aykal: “David Oistrakh sonunda şef oldu, çünkü ona teksesli çalgı olan keman yetmiyordu.” İdil Biret: “Bazen çalarken renk solar. Bu bir enerji sorunudur. Bazı notalara bakıyorsun ki istediğin renkte çıkmamış. Çünkü dengeni kuramamışsın. Bu şancılarda da olur. Çalışırken durmadan kendini dinleyeceksin.” Süher Pekinel: “Bach’ın müziği sıra dışı bir matematik içeriyor. Kendi polifonik sistematiği içindeki derinliğin anlık olgusunu barındırıyor. Anlık renklere varıyorsun.” Itzhak Perlman: “Jet çağındayız ya! Bir yorumcu ne kadar çok konser verebilir, kaç prova, kaç turne yapabilir, bunlar hesaplanıyor. Özellikle benim durumumda bir sanatçı için yolculuk etmek ne kadar zor bilir misiniz?”
Nida Tüfekçi: “Folklor yaşamın aynasıdır: ağıtlar, mersiye, öğüt, koçaklama yiğitleme, kına havası, çiğdem türküsü, halkın yaşadığı her halin aksedişidir.” Rosalyn Tureck: “Günümüz fastfood günü! Orijinal tempolar da hızlandı.”
Sonra “Portreler” bölümü, ardından da “Değinmeler” bölümü geliyor ve “Abdullah Gül La Scala’da başlıklı yazıyla başlıyor: “Cumhurbaşkanımız ve eşi Hayrünisa Hanım İtalya Cumhurbaşkanı tarafından bu mevsim La Scala’da sahnelenecek Carmen operasının galasına davetliler… La Scala binasına girdiklerinde neredeyse yarım yüzyıl La Scala’nın Diva’sı olmuş sanatçımız Leyla Gencer’in kocaman fotoğrafını görecekler. Carmen rolündeki Gürcü soprano Rachvelishvilli’nin 2008 Leyla Gencer Şan Yarışması’nda derece aldığını öğrenecekler”. Bir yazı da giderek gökdelenlerin yükseldiği, nice eski köşkün ortadan kalktığı İstanbul’da nostaljiyi yansıtıyor: “Artık Şarkılar Söylenmiyor Köşk Bahçelerinde.” Bağlık bahçelik köşklerin, Boğaz kenarındaki yalı rıhtımlarının ay ışığında Türk sanat müziği nameleriyle süslendiği dönem: “Sana bir tepeden baktım aziz İstanbul.”