Beyninizdeki müzik sağlam mı?

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Amüzi (amusie), beyin hastalığı sonucunda kişide müzik yeteneğinin bozulmasını anlatan bir terim. Şarkı söyleme veya herhangi bir tonu verebilme yeteneğinin yitimi oral-ekspresif amüzi; bir sazı çalabilme yetisinin yitimi çalgısal amüzi; müzik yazma yetisinin yok oluşu müzikal agrafi diye adlandırılmış. Hasta duyulan melodileri ayırt edemez, tanınmış melodileri seçemez, nota okumasını ve yazmasını unutur.
Amüzi bozukluğu afazik (konuşma yeteneğini yitirmiş) hastaların muayeneleri sırasında müzik becerilerinin de bozulduğunun fark edilmesiyle anlaşılmış. 1866’da afazik bir müzisyenin müzik okumasını yitirdiği, ancak müziği tanıma, şarkı söyleme, müzik aleti çalma ve hatta müzik yazma yeteneklerinin bozulmadığı saptanmış.
Bu çalışmada, beyindeki bulgular ile birlikte olayın teorik ve klinik yönleri ele alınmış, müzik işlevleriyle konuşma bozuklukları arasındaki bağlantıların yanı sıra işitme duyusu, yetisi ve bozuklukları ile ilintisi de vurgulanmış. 1930’da beyin çalışmasındaki bütünleştirme ve ayırt etme yeteneklerinin yetersizliğinin amüzinin temel bozukluğu olduğu ve hastanın hastalık-öncesindeki kişilik özelliklerinin de üzerinde durulması gereği vurgulanmış.
Amüzinin en çok rastlanan tiplerinden biri, bir sesi doğru tekrarlama veya fısıldama yetisinin yitimi. Eğer hasta bir sesi veya melodiyi hiç tekrarlayamıyorsa, bu tam “amüzi” teşhisi. Eğer sadece melodiyi tekrarlayamıyorsa, bu kısmi amüzi.
Beyindeki belli müzik işlevleriyle ilgili bölgelerin haritasında şu sonuç çıkmış: sağ beyin yarısının müziğin algılanması ve icrasında, sol beyin yarısının da müzik yapıtlarının saklanması, tanınması, nota yazma ve okumadaki sembolik sürecin sürdürülmesi ile beste yapmadaki birleştirici işlevlerde rol oynadığı. Müzikal agrafi (Nota yazamama) ve Müzikal Amnezi (melodileri ayırt edememe) bu incelemelerin sonundaki tanılar.

Bülent Tarcan
Bu notlar, Amusie üstüne Tarcan’ın 2 Nisan 1981’de verdiği konferanstan aktarma. Tarcan, Cumhuriyet bestecilerimizin önemli ve renkli bir temsilcisidir.
23 Ağustos 1914 onun doğum günü. 14 Şubat 1991’de ölen besteci, tıp ve müziğin iki değişik karakterini bir potaya yerleştirmişti. Bir yanda beyin cerrahisi gibi tıp biliminin en duyarlı dalını seçmiş; öte yanda solodan büyük senfonilere kadar yapıtlar bestelemişti. Çapa Tıp Fakültesi’nin nöroşirurji kürsüsünün kurucusu ve ilk şefi olmuş. Ameliyathanede, hasta koğuşlarında, hastane koridorlarında geçen ağır sorumlulukla yüklü görevlerinin yanı sıra besteci olarak da üretimine ara vermemiş.
Çocukluğu askeri hekim olan babasının atandığı yerlerde geçmiş. Anılarında Şam cephesi ve Urfa derin izler bırakmış. İlk kez klasik müzik duyması, bir Wagner partisyonunu kopya ederek kendi kendine nota öğrenmesi, kendi kendine kemana başlayıp geliştirmesi; babası gibi hekimliğe soyunması, hep ilk gençliğinde ve yoksulluk içindeki Urfa’da başlamış.
Kısa süre Karl Berger’le keman çalışıp, birkaç yıl Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olmuş; tıp fakültesinde, savaştan kaçan ünlü dünya hekimleriyle eğitim görmüş. Adnan Saygun ile tanışması ona yeni ufuklar açmış. Radyo programcılığı, müzik eleştirmenliği ve konferansları da besteciliği kadar etkindir. Sık sık “acaba müzikçiliği bıraksam mı” sorusuna, 1953’te iki mesleği de bir arada yürütme kararıyla cevap verir. Ardından Piyano Süiti, Keman Konçertosu, İkinci Orkestra Süiti, Hançerli Hanım Balesi, Üçüncü Orkestra Süiti, Kâtibim Çeşitlemeleri, Deli Dumrul Balesi ve Piyano Konçertosu gelecektir. Tıp dünyasından emekli olunca, yaşam boyu özlemini çektiği büyük çaplı senfonik yapıtları bestelemeye koyulur: Sakarya, Ölümsüz Mimar ve Mevlana’dan Esinler ortaya çıkar. Amusie konferansları Tarcan’ın iki dünyasını birleştiren değerli örneklerdir.