Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

1999-2019 İstanbul

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Büyük yıkımın yaşandığı 1999 yılı ve “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” haykırışları 20 yıl geride kalırken, yerini “her şey çok güzel olacak” umudu sardı.
Ancak İstanbul bugün depreme ve iklim değişikliğinin getirdiği tehlikelere karşı 1999 yılına göre çok daha korunmasız.
Depremde karşılaşılacak yıkımın, hayal edilenlerin çok ötesinde bir kıyamet senaryosu oluşturduğunu uzmanlar açıklıyor. Şubat ayında Kartal’da kendiliğinden çöken yapıda yirmiden fazla can kaybedildi. Kurtarma ve enkaz kaldırma işleri çevre yönetimlerden katılan yardımlara karşın haftalar sürdü. İstanbul’da buna benzer on binlerce yapı ise belki sabırla depremi bekleyecek. Bunların çoğunda zemin ve bodrum katlarında atölyeler bulunur. Gelişigüzel elektrik donanımları, yanıcı, patlayıcı, zehirli stokları vardır. Olmayan özellikleri ise, yangın söndürme ya da kaçış olanakları ve havalandırma sistemleridir. Üst katlar kalabalıktır. Hanımlar, genç kızlar alt katta ya da komşudaki atölyelerde ömür geçirirler. İşsizlik ve pahalılık ortamında yaşam mücadelesi verilir. Kimsenin güvenlik konularını düşünecek ufku ve fırsatı yoktur. Sanayi yapılarının durumu daha da güvenilmez koşullar gösterir.
Marmara fayının 7 şiddetinde bir sarsıntı yaratması, iyimser uzman kestirimleri ile İstanbul’da 60-100 bin yapının yıkılması ve belki 2 milyondan fazla can kaybıdır. Yolların kapanması, elektrik kesintileri, yangınlar, tehlikeli maddelerin ve bulaşıcıların yayılması, tüm üretim, ulaşım, iletişimin, acil yardım hizmetlerinin devre dışı kalması kaçınılmazdır. Salgın, yağma gibi olayların önüne geçilmesi, enkaz kaldırma, altyapıyı yeniden işletme, barındırma işleri belki seneler sürecek uğraşlardır. Olayın gece ve kış aylarında gerçekleşmesi durumunda sonuçlar daha da ağırdır. Kırılgan ekonomide İstanbul’un devreden çıkması, Türkiye’nin felç olması demektir. Gerçek beka sorunu budur.
Deprem sonrasını sorun olmaktan çıkarmanın yolu, deprem öncesinde kapsamlı bir acil durum planı hazırlamak ve etkili risk azaltma projeleri uygulamaktır.
İstanbul, risk azaltma yaklaşımına en fazla gereksinme duyulan bir mega kenttir.
Bu, birkaç uzmanla yürütülen bir çalışma değil, katılımlı bir seferberliktir. Katılımlı bir karar ortamı için yönetim temsilcilerinin yanı sıra üniversiteler, STK birimleri, iş ve sanayi çevreleri, medya ve ilgili kesimlerin temsil edildiği “platformlar” oluşturulması ve sorumluluğun ortaklaştırılması hedeflenir.

İstanbul’a ihanet
Deprem tehlikesi, çoğunluğun aklına “toplanma alanları” kıtlığını getiriyor. Bu alanlar artırılınca sorunun çözüleceği varsayımı yerleşmiş görünüyor. Gerçekte, acil durum planı hazırlama strateji ve bilgisinden yoksunuz. Risk azaltma çalışmalarıyla ise henüz hiç tanışılmadı. Yirmi yıllık dönem boyunca bu çalışmaların toplumun her kesimini harekete geçirecek yöntemler ve katılımlı kararlarla bir seferberliğe dönüştürülmemiş olması büyük kayıptır. Oysa risk azaltma projeleri İstanbul Deprem Master Planı kapsamında tanımlanmıştı (2003). Kaybettiğimiz yirmi yıl boyunca bu projelerin hemen hepsi tamamlanmış ve toplumda bir risk kültürünün filizlenmesi sağlanmış olabilirdi. İstanbul’a bir ihanet varsa, bunların uygulanmamış olmasıdır.
Bir başka saplantı, deprem tehlikesinin yalnızca yapıları ilgilendirdiği anlayışıdır. Oysa kentsel “sakınım” çalışmalarının kapsamı, kentte çok yönlü ve etkileşimli mekânsal, fiziki, sosyal ve ekonomik sistemleri ilgilendirir. Bu nedenle yalnızca “yapı güçlendirme” ya da “dönüşüm” projeleri risk azaltmada yeterli olmaz. Risk azaltmanın asıl yöntemi, yerel toplulukları ve farklı toplum kesimlerinin katılım ve katkılarını sağlayacak çok sayıda özendirici proje geliştirmektir. Yasa gereği, deprem sonrasında afet yönetiminden sorumlu olan otorite yalnızca valiliklerdir. Risk azaltma çabası ise toplum katılımını sağlama hünerine sahip belediyelerindir. Ancak bu yaklaşımla, “her şey daha güvenli olacak”.

PROF. DR. Murat Balamir

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

Meslek dışı büyükelçi ataması 17 Eylül 2019 Sal
Fındıkta kara tablo 17 Eylül 2019 Sal
Savarona ‘müze gemi’ olmalıdır 16 Eylül 2019 Pzt