Bizim bestecilerimiz bizim müziğimiz

30 Ekim 2019 Çarşamba

Cumhuriyetle gelen devrimlerden birisi müzik devrimidir. İlk kurumlarından biri olan Musiki Muallim Mektebi’nde, her şeyden önce müzik öğretmenleri yetiştirilmiştir. Atatürk, müziğimizin evrensel değerlere açılması için birçok genç müzikçiyi de yurtdışına gönderir.

Bu hafta ülkenin her köşesinde düzenlenen Cumhuriyet Bayramı konserlerinde değişik kuşaklardan Türk bestecilerinin yapıtları programa alınmış. Cemal Reşit Rey Salonu, Cem Mansur’un idaresinde yeniden şekillenmenin heyecanıyla hemen her gece bir orkestramıza ev sahipliği yapıyor. Önce Rengim Gökmen yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ve Korosu, dizeleri Nâzım’a, bestesi Muammer Sun’a ait olan Kuvayi Milliye adlı eseri seslendirdi. Hakan Şensoy şefliğinde ve Gülsin Onay solistliğindeki Saygun gecesi baştan sona bestecinin yapıtlarıyla örülmüştü: Orkestra Süiti, 1. Senfonisi ve 1. Piyano Konçertosu çalındı. 29 Ekim’de Gürer Aykal yönetimindeki İstanbul Oda Orkestrası da bestecilerimizin ilk ve ikinci kuşaklarına ayırmıştı: Nevit Kodallı’nın Ebru adlı Piyanolu Beşlisi’nde piyanoda Gökhan Aybulus vardı; Ulvi Cemal Erkin’in Keman Konçertosu’nda ise solist Cihat Aşkın’dı. Bülent Tarcan’ın en ünlü senfonik yapıtı 3. Süit de nicedir ilk kez çalındı. Bu yapıtın üçüncü bölümü uzun yıllar TRT haberlerinin sinyal müziği olmuştu. Konser, Ulvi Cemal Erkin’in Köçekce’siyle bitti. Her mevsimin olmazsa olmazlarından bu yapıt yurtdışında da en çok seslendirilenlerden biri olmuştur. İstanbul Devlet Opera ve Balesi orkestra ve korosu da Zorlu Performance Center sahnesinde Hasan Niyazi Tura’nın yönetimiyle, Muammer Sun’un Kurtuluş ve Cumhuriyet film müziklerini seslendirdi.

Giderek artan oda müziği toplulukları, oda orkestraları, özel kuruluşlar tarafından desteklenen orkestralar ve genç şeflerimiz kıvanç verici. Örneğin yeni bir senfonik topluluk olan Gedik Filarmoni Orkestrası da ilkbaharda İstanbul müzik ailesine katılmıştı. Böylece birçok genç orkestra şefimize ve orkestracımıza da konser olanağı tanınmış oluyor. Tek dileğimiz bu toplulukların birkaç kez konser verip dağılmaması. Nitelikli oda müziği demek uzun süre birlikte çalmanın, aile haline gelmenin emeğidir. 

Yıllardır bestecilerimizle, yorumcularımızla ve müzik kurumlarını yönetenlerle söyleşiler yaptım, biyografi kitapları ve antolojiler yazdım. Her sefer onlarla konuşmaya gittiğimde ortak yakınmaları, bestelerinin raflarda beklemesiydi. Kimi yetiştirdiği şeflere küsmüş, kimi konser salonlarının program organizatörlerine, kimi de radyo ve televizyon yapımcılarına. Şimdi ne değişir, diyeceksiniz. Belki genç şeflerimiz bestecilerin arşivlerini yeni bir gözle inceler. Belki Türk bestecilerinin programları daha alımlı hazırlanır. Zamanı anlatan, o besteciyi tanıtan konuşmalar yapılır. Bugünlerdeki gibi Türkiye’nin birçok televizyonunda ve nice konser salonunda Cumhuriyet bestecilerimizin sesi daha çok duyulur.

Cumhuriyet Bayramı konserleri, dinleyicilerin de katıldığı Onuncu Yıl Marşı ile coşku içinde sona eriyor. Böylece Cumhuriyet döneminin öncü bestecisi Cemal Reşit Rey de bir kez daha anılıyor.