Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

DGM direnişi, emeğin örgütlenmesi ve bugün

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
14 Eylül 2019 Cumartesi

[Haber görseli]

Ülkemizin toplumsal mücadele tarihinde, önemli eylemler ve direnişler vardır... Bu hareketlenmeler, her daim önümüzü aydınlatır... Geçmişi bugüne ve geleceğe bağlar... Bizlere güç ve moral verir... İşte bu tarihsel eylemlerin içinde, “Devlet Güvenlik Mahkemeleri”ne (DGM) karşı verilen mücadele, önemli bir yer tutar. Bundan tam 43 yıl önce, 1976 yılı 16 Eylül’ünde, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) öncülüğünde, Türkiye işçi sınıfı demokrasi için ayağa kalkmıştı. Günümüzün demokrasi mücadelesi için de önemli derslerle dolu olan DGM direnişini, kısaca anımsayalım ve anımsatalım.
1970’li yıllarda, dünyadaki gelişmelere koşut olarak hızla örgütlenen ve giderek güçlenen emek hareketi, DİSK’i nicelik ve nitelik olarak çok etkin bir konuma getirmişti. Bundan rahatsızlık duyan dönemin siyasal iktidarı, hem emek hareketini hem de toplumsal muhalefeti sindirebilmek amacıyla, olağanüstü mahkemeler olan DGM’leri gündeme getirdi.
İşte işçiler, emekçiler, yurtseverler, bu antidemokratik uygulamaların ve mahkemelerin yasalaşmasına karşı seslerini yükselttiler. Toplumsal muhalefetin ve halkın geniş kesimlerinin desteğini alan DİSK, bütün ülkede direnişe geçti. “Genel Yas” adı altında 16 Eylül’de başlayıp 20 Eylül’e kadar süren DGM direnişi, yaşanan gözaltılara ve işten atmalara karşın başarıyla sonuçlandı. DGM yasası engellendi.
Direnişin bizce en önemli boyutu, o güne kadar hep kendi ekonomik talepleri için harekete geçen işçi sınıfının, DGM gibi siyasal bir konuda açıktan tavır koymasıydı. 43 yıl sonra DGM direnişine bugünden bakınca neler görüyoruz? Öncelikle Türkiye işçi hareketinin o yıllardaki bilinç ve örgütlülük düzeyi yüreğimizi ışıldatıyor. Elbette toplumsal muhalefetin ve siyasal hareketlerin hakkını da teslim etmek gerekiyor. Dönemin ana muhalefeti Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), başta DİSK olmak üzere sendikal örgütlenmelerle, emek hareketiyle bağlaşıklığı ve dayanışması da önem taşıyor. Bizce, DGM direnişinin altı çizilmesi gereken iki önemli yönü var. Birincisi, diğer birçok grev ve direnişlerde daha çok iş ve aş talepli davranan, yani ekonomik istemlerle harekete geçen işçi sınıfının, DGM’ler gibi daha çok siyasal yanı ağır basan bir konuda bu denli ön alması ve kararlılık göstermesi... İkincisi ise, bu direnişin başarıya ulaşması, sonuç alması ve “DGM’yi ezdik...” sloganında ifade edildiği üzere, o dönemde DGM’lerin engellenmesidir...
DGM direnişi, başta emek hareketi ve sendikal, siyasal örgütlenmeler olmak üzere, herkes için önemli derslerle doludur. Bizce en önemli ders ise ekonomik ve siyasal mücadelenin ve onların örgütlerinin ortaklaştırılması, dayanışması ve bağlaşıklığıdır... Utkuya ulaşan DGM direnişinde, başarıya giden yolun temelleri böyle atılmıştır...

Emekçi örgütlenmeli, emek siyasallaşmalı
O dönemden günümüze, ülkemizde ve dünyada yaşanan toplumsal gelişmeler; sendikal mücadeleden, emek hareketinden ve toplumsal mücadeleden çok şeyler alıp götürdü. Belki sendikal örgütlenme ve bilinç düzeyi, 43 yıl öncesine göre daha geri düzeylerde. Elbette aynı olumsuzluklar siyasal örgütlülük ve toplumsal mücadele için de geçerli...
Örneğin, son toplu iş sözleşmesi döneminde, gerek kamu işçileri için Türkİş’in izlediği tavır, gerekse memurları kapsayan sözleşmede iktidar yanlısı memur sendikalarının gösterdikleri tavırlar, ülkemizde sendikal alanda gelinen örgütlülük ve etkinlik düzeyinde ne denli geri noktalara düşüldüğünü açıkça gözler önüne serdi. Hele Türk-İş Genel Başkanı’nın mikrofonun azizliğine uğrayarak sözleşme süreci ile ilgili sarf ettiği sözler, emek dünyasının kimler tarafından ve nasıl bir anlayışla yönetildiğini, somut olarak tüm kamuoyuna gösterdi. Ancak biz her şeye karşın değerlerimizi ve umudumuzu koruyoruz. İçinde bulunulan tüm olumsuzluklara rağmen, emekçinin her alanda örgütlenmesi, sendikal mücadeleyi güçlendirmesi, sendikaların yönetimine kendi içinden önder kadroları taşıması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bu da yetmez; aynı zamanda emeğin siyasallaşmasının ve siyasete de ağırlığını koymasının gereğine yürekten inanıyoruz.

‘Mavi yakalılar’la ‘beyaz yakalılar’ın birlikteliği
Aslında ülkemizde yaşanan son siyasal gelişmeler, yeni sınıfsal konumlanmaları da beraberinde getirdi. 31 Mart yerel seçiminin ve 23 Haziran İstanbul seçiminin sonuçları, yeni bir durum ortaya çıkardı. Bu bağlamda, ekonominin ve siyasetin güçler dengesi yeniden biçimleniyor. Güncel siyasetin güç ve ağırlık merkezi farklılaşıyor.
Bu yeni durum, emek hareketi ve emekten yana çevreler için yeni fırsatlar yaratıyor. Orta sınıf mensuplarıyla birlikte, özellikle iyi eğitimli, bilişimle ve iletişimle doğrudan ilişkili, dünyayı yakından takip eden nitelikli kesimler öne çıkıyor. Emek dünyasının doğal bir parçası olarak da düşündüğümüz, “beyaz yakalılar” olarak tanımlayabileceğimiz bu kesimlerin eğilimleri, tercihleri önem kazanıyor. Gezi direnişinde, çevre hareketlerinde ve son seçimlerde bu kesimler ön alıyorlar, belirleyici oluyorlar. Bu nedenle, emek hareketinin bu yeni toplumsal kesimlerle ittifakı, daha da anlamlı hale geliyor. Kısacası, “mavi yakalılar”la “beyaz yakalılar”ın birlikteliği öne çıkıyor.
Ülkemizde, önümüzdeki siyasal sürecin temel belirleyeninin de, bu birliktelik ve bu birliktelik çevresininde toparlanacak geniş muhalefet bloku olacağını düşünüyoruz. Emek dünyasının, böylesi bir birlikteliği ilmek ilmek örmek üzere, şimdiden hareketlenmesi gerekiyor. 43 yıl önceki DGM direnişinin dersleri, günümüze de ışık tutuyor.

Mehmet Şakir ÖRS
GAZETECİ-Yazar

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

Savarona ‘müze gemi’ olmalıdır 16 Eylül 2019 Pzt
Türkiye’nin en yakışıklı devrimcisi: Tarık Akan 16 Eylül 2019 Pzt
Orhan Kemal 105 yaşında 15 Eylül 2019 Paz