Köşe Yazısı

A+ A-
Miyase İlknur

Devr-i sabık

14 Eylül 2019 Cumartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyükşehir belediye başkanları ile yaptığı toplantı sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun oturduğu sandalyenin kırılması ve Tunç Soyer’in el sıkışma sırasında Erdoğan’a bakışları toplantının asıl içeriğinin önüne geçti. Magazin, basın için her zaman öncelikli olmuştur ama orada Erdoğan’ın “Devr-i sabık yaratmayın” uyarısı bence toplantıda en öne çıkarılması gereken konu olmalıydı.
AKP’nin büyükşehirleri, özellikle de İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi nedeniyle yaşadığı travmanın arka planında, hem partinin ve partiyi destekleyen vakıf, tarikat, dernek, havuz medyasına artık kaynak aktarılamayacak olması hem de eski defterler karıştırılırsa ortaya saçılacak yolsuzluk dosyaları yatıyordu. Gerçi yargının bugünkü durumuna bakarak devr-i sabıkların devr-i sanıklara dönüşmeyeceği cümlenin malumuydu ama kamuoyunda yolsuzluk ve israf algısı 2023 seçimlerini riske edebilirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yöndeki uyarısı elbette ki en çok İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’na yönelikti. Zira İmamoğlu, seçimler öncesinde verdiği sözün gereği, ihtiyaç fazlası araçları Yenikapı Meydanı’nda sergilemişti. O araçların kim ya da kimlere tahsis edildiği ve yakıt giderleri henüz açıklanmasa da kamuoyu “yetmez ama evet” diyerek bu sergiyi günlerce konuştu.
AKP meclis grup başkan vekili ve üyeleri, Yenikapı’da sergilenen araçların hizmet araçları olduğunu ve şov amaçlı sergilendiğini öne sürse de, belediyede sergi süresince işler aksamadığı için sözleri havada kaldı. Hizmet aracı olduğunu biz de biliyoruz ama kime, hangi makama hizmet ettiğini bilmek istiyoruz.

Hem araç hem yakıt bedava
Erdoğan’ın 1994’te RP’den İstanbul belediye başkanı olmasından sonraki ilk icraatlarından biriydi araç konusunda yeni bir düzenlemeye gitmek. Erdoğan’ın başkanlığından önce belediye araçları siyah plaka takmak zorundaydı. Kamuoyu böylece o siyah plakalı aracın kimler tarafından hangi hizmette kullanıldığını görür, bilirdi. Seçim propaganda çalışmalarında bir siyah plakalı araç görüldüğünde kıyamet kopardı. Ya da çoluk çocuk doluşup ev gezmesine ya da pikniğe gidilemezdi. Bir tarikat evi ya da dernek binası önünde de göremezdiniz. Basına anında haber olurdu. İşte tüm bu risklerden kurtulmak için ilk kez araç kiralama ihalesi Erdoğan tarafından yapıldı. Bu konudaki ilk haberi de bu fakir yapmıştı. Araçlar eski RP Mardin Milletvekili Hasan Aksay’ın oğlunun şirketinden kiralanmış ve bir aracın bir yıllık kirası, o aracın satış fiyatına eşdeğerdi. Böylece hem yandaşa kaynak aktarılmış hem de partili, eş dost şoförlü araç sahibi olmuştu bedavadan. Bedava dediysek onlara bedava, parasını İstanbullu olarak biz ödüyorduk. Şoför bedava, araç bedava. Yakıtı kim koyuyordu o aracın deposuna? Onu da biz koyuyorduk cancağızım. Belediyenin Edirnekapı’daki yakıt istasyonuna şoför çekiyordu arabayı, full’luyordu depoyu.
Aaa bakın, ne aklıma geldi. Daha doğrusu Necati Doğru Ağabey’in yazdığı yazıdan geldi. Belediye araçlarının hâkim, savcı ve Emniyet müdürlerine tahsisini eleştiren yazısında “Belediye, adliye ve karakola niçin makam aracı verir” diye soruyordu. Sadece araç tahsisi mi Necati Ağabey?
Yıl 1994. Recep Tayyip Erdoğan çiçeği burnunda belediye başkanı. Ayını ve gününü anımsamıyorum. O zamanlar cep telefonu yok. Gazetede masa telefonum çaldı ve açtım. “Abla merhaba, ben eski başkan Sözen’in şoförü.” Sözen’in iki makam şoförü vardı. İkisi de Erdoğan’ın hemşerisi. İşte onlardan biri. Adını vermeyeyim. “Buyur” dedikten sonra başladı anlatmaya.
Bizim, yani belediyenin Edirnekapı’daki benzin istasyonunu bilir misin, araçlarımızın yakıt aldığı. İşte oraya hafta sonu bir foto muhabiri al ve git. Bak bakalım belediye araçları dışında kimler özel araçlarına benzin dolduruyor? İstanbul’daki hâkim ve savcıların hafta sonu kullandığı özel araçlarına bedava benzin veriyor belediye.” Şimdi onun anlatımına göre gidip araçları resimlesek al başına belayı. “Hâkimin ya da savcının aracını görüntüledi. Terör örgütüyle bağlantılı olabilir” diye hakkımızda soruşturma açılması işten değildi.
O zamanlar sadece özel araçlarına ücretsiz yakıt veren belediye, sonrasında şoförlü araç da tahsis etti. O günden bu yana sayısını hatırlamadığımız kadar hâkim ve savcımızı terör saldırılarında şehit verdik. Onların güvenliği için araç tahsisine itirazımız yok. Ama neden belediye? Adalet Bakanlığı’nın tahsisatı mı yok? Yandaş müteahhitlere “Adalet Sarayı” adı altında devasa binalar yaptıracağına önce adalet dağıtacak olan hâkim ve savcıların güvenliği için araç tahsis etsin. Hem şoförlü binek araç da neyin nesi? Hâkim ve savcılarımız lojmanlarda kalmıyorlar mı? Sabah akşam servis koysun. Hâkim ve savcılara ilk araç tahsisini eski Belediye Başkanı Nurettin Sözen yapmıştı. Ama onlar da binek araç değil, midibüs ya da otobüstü.
Necati Ağabey haklı olarak soruyor: “Bir belediye başkanı ya da üst düzey belediye bürokratı suç işlediği iddiasıyla karakola düşse, yargıcın önüne çıksa, belediye parasıyla sunulan makam aracı akla ne getirir?
Şimdi aldı beni bir merak. Acaba kaç yargı mensubuna şoförlü araç tahsisi yapıldı ve aralarında kimler var? CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun davasına bakan savcı ve hâkimler var mı mesela?

Tümü Miyase İlknur - Son yazıları

Devr-i sabık 14 Eylül 2019 Cmt
İmamoğlu’nu bekleyen tehlike 7 Eylül 2019 Cmt
Hışto’nun hançeri 31 Ağustos 2019 Cmt

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Necati Doğru, Recep Tayyip Erdoğan, Nurettin Sözen, Canan Kaftancıoğlu