‘Kriz’

16 Ekim 2008 Perşembe

Kriz sözcüğü günlük dilimizden eksik olmuyor. Gazeteler, televizyonlar çığlık çığlığa: Trilyonlar uçup gitmiş bir günde.

Aklım almıyor olan biteni: En temel fizik kuralları, bize okullarda hiçbir şeyin yoktan var olamayacağını, varken de yok olamayacağını öğretmemiş miydi?

Var olan trilyonlar nasıl bir günde yok olabilir, anlayamıyorum. Bir kuruluşun, fabrikaları, üretim araçları, çalışanları yerli yerinde duruyorsa uçup giden şey ne o zaman?

Sanal yaşam biçimi, sanal değerleri de birlikte getirip günümüz yaşamının bir parçası kıldı.

Bir işletme kurdunuz diyelim, buzdolabı üretimi yapacaksınız. Bu iş için harcadığınız para belli. Ne kadar üretebileceğiniz, ne kadar satış yapabileceğiniz de yaklaşık olarak belli. Kurduğunuz işletmeye sermaye bulmak için bir bölüm hisse senedinizi de halka sattınız diyelim. Bu hisse senetleri, menkul kıymetler borsasında alınıp satılıyor.

İş bu aşamaya geldiği zaman, o işletmenin ekonomik göstergeleri gerçeklikten kopuyor. Birtakım insanlar gerçek değeri üç lira olan bu kâğıtları, birtakım haberler, oyunlar, ahlaksızlıklarla beşe, ona, yüze satmaya başlıyorlar.

Üç liralık fabrikanızın değeri, kâğıt üzerinde oluyor üç yüz lira.

Sonra bu döngü bir yerde kırılıyor, kâğıt fiyatları geri geliyor, bir kıyamet başlıyor, gitti trilyonlar diye. Oysa işletme yerli yerinde duruyor. Giden kâğıt üzerindeki değerler yalnızca.

***

Anlayamadığım şu: Kâğıt üzerindeki servetlerini kaybedenlerin kayıpları kriz sayılırken (bu arada çalıştıkları bankalar batarken buradaki yöneticilerin ceplerini doldurmalarında hiçbir aksama olmamış), günlük hayattaki sorunlar neden kriz sayılmıyor?

Öldürülen güvenlik görevlileri, dağıtılan yardım paketlerini almaya çalışırken birbirini ezen yoksul insanların varlığı, okulsuz sokak çocukları, işsizlikten kahvelerde ömür tüketen yüz binlerce insan, havanın suyun kirletilmesi, dünyanın zehirlenmesi... Bunlar kriz değil mi?

Birtakım üçkâğıtçıların yarattıkları sanal değerler uçtu diye dünyayı ayağa kaldıranların açlık, yoksulluk, savaşlar karşısında kılını kıpırdatmamalarına ne demeli?

Dünya madem bu denli küçüldü, insanlığın sorunlarına da bir bütün olarak çözüm aranmalı.

Hepimiz insansak, kaynakların kullanımı da insanca olmalı. Amerikalı bankacının kurtarılması için harcanacak para bulabiliyorsa insanoğlu, dünyadaki öteki insanları doyurmak, onlara sağlık, eğitim olanakları sunabilmek için de bulabilmeli.

***

Sait Faikin 1938de yazdığı bir hikâyesi vardır, Krizadında. İnsani değerleri tartışır: Louvre Müzesi yanmaktadır. İçerde de bir zenci çocuk kalmıştır. İçeri giren birinin önünde iki seçenek vardır: Ya Mona Lisa tablosunu ya da bu küçük çocuğu kurtaracaktır. Yazar tavrını küçük çocuğun kurtarılmasından yana kullanır.

Hikâyenin kahramanı, bu olayı tartıştıktan sonra, koluna başka bir insan kolunun girmesiyle her şeyin aydınlandığını, içinin bir ışıkla bütün karanlıklardan sıyrıldığınıgörür.

Umalım, yaşanmakta olan kriz de insanlığa,koluna bir başka insan kolu girmeden, kurtuluşun olmayacağını biraz olsun anlatabilsin.

Sanal aptallıklar terk edilip insani çözüm arayışlarına yönelinsin.

[email protected]


Yazarın Son Yazıları

Yüz Yıl Önce Balkanlar 26 Aralık 2012
Edebiyat ve Başka Alanlar 12 Aralık 2012
Oldu da Bitti Maşallah! 5 Aralık 2012
İlhan Abi 14 Kasım 2012
Açlık Grevleri 7 Kasım 2012
Bayramlık 24 Ekim 2012
Babalar ve Oğullar 3 Ekim 2012