Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

SORU VE SORUNLARIYLA Suriye harekâtı

10 Ekim 2019 Perşembe

YAZAR:Dr. Cihangir Dumanlı
E. Tuğgeneral

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda askeri harekât icra etmesi meşru ve ulusal çıkarlarımızın gereğidir. Ancak, yapılacak bir askeri harekât pek çok soru ve sorunları içermektedir.

[Haber görseli]

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tek başına bir güvenli bölge oluşturmak üzere Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda yapacağı askeri harekâtın planlanmasında öncelikle dikkate alınması gereken hususlar harbin prensipleridir. Bunlardan en önemlileri ise hedef, baskın, emir komuta birliği prensipleridir

Hedef (vazife):
Harp prensiplerinden ilki hedef prensibidir. Buna göre her askeri harekât bir hedefe yönelik olmalıdır. Hedef açıkça tanımlanmalı ve eldeki kuvvetlerle ele geçirilebilir olmalıdır. Taarruzi harekâtta hedef, düşmanın imha ve esir edilmesi veya bir arazi kesiminin ele geçirilmesi olabilir.
Suriye’de hedefimiz nedir? Fırat’ın doğusundaki arazi kesimini kontrol edip burada yerleşen terör örgütünün Türkiye’ye sızmasını önlemek mi? Suriye’deki terör örgütünü tamamen etkisiz hale getirmek mi? Anılan bölgeye yerleşim yerleri kurup Türkiye’deki Suriyelileri göndermek mi? Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasını önlemek mi?
Öncelikli hedef, anılan bölgedeki PYD unsurlarını etkisiz hale getirmek, uzun vadeli hedef ise Kürt devletinin kurulmasını önlemek olmalıdır. Hedef, sınırlı bir bölgenin ele geçirilmesi olarak saptanırsa, terör örgütü Suriye içlerine çekilebilecek, ABD’den destek alarak varlığını güçlenerek devam ettirebilecek, tehdit ortadan kalkmamış olacaktır.

Baskın:
Diğer bir harp prensibi “baskın” prensibidir. Baskın düşmanın beklemediği zamanda, beklemediği yerde ve beklemediği kuvvetlerle taarruz etmektir. Somut durumda, yetkililerin aylar önceden harekâtı haber vermeleri, hatta tarih vermeleri nedeniyle baskın etkisi ortadan kalkmıştır. Yeterli ikazı alan terör örgütü savunma hazırlıklarını yapmış, harekâtta zayiat riskini artırmıştır.

Emir-komuta birliği:
Harp prensiplerinden bir diğeri “emir komuta birliği” prensibidir. Yapılacak harekât doğal olarak Kara ve Hava Kuvvetleri’nin katılacağı müşterek bir harekât olacaktır.
2016’daki hain darbe girişiminin hemen ardından, 31 Temmuz 2016’da yayınmlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) göre Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) bağlanmıştır.
Bu durumda, harekâtı kim yönetecektir? Müşterek harekât merkezi kimin kontrolünde olacaktır? Başarı veya başarısızlık hangi komutana ait olacaktır? Anayasanın 117. maddesi “Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetler’in komutanı olup savaşta başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir” demektedir. Emrinde kuvvet komutanlıkları olmayan bir Genelkurmay Başkanı başkomutanlık görevini nasıl yerine getirecektir? Kuvvet komutanlıklarını Genelkurmay Başkanı’nın elinden alıp komuta sorumluluğu olmayan Milli Savunma Bakanı’na verilmesi, emir komuta birliği prensibine aykırıdır. Askeri harekâtın emir komutasının kimde olacağı açıkça belirtilmeli, mevzuattaki çelişkiler giderilmelidir.

Uluslararası meşruiyet:
Üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler (BM) anlaşmasının 51. maddesi devletlere saldırıya uğramaları halinde meşru müdafaa hakkını kullanarak silahlı güç kullanma yetkisi vermektedir. Meşru müdafaa, başka türlü önlenmesi mümkün olmayan saldırının ortadan kaldırılması maksadıyla silah kullanılmasıdır. Geniş yoruma göre, saldırı mevcut olmasa bile açık ve yakın bir saldırı tehdidi varsa meşru müdafaa hakkı kullanılabilir.
Suriye’nin kuzeyinde yerleşik PKK terör örgütü, Türkiye’ye açık ve yakın bir saldırı tehdidi oluşturmaktadır. Bu durumda Türkiye’nin BM anlaşmasının 51. maddesine göre silahlı güç kullanma hakkı vardır. Ancak aynı maddeye göre, Türkiye hemen BM Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek ve Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri aldığında bu önlemlere uymak zorundadır.

Ulusal meşruiyet:
Anayasamızın 92. maddesine göre TSK’nin yurtdışına gönderilmesine izin verme yetkisi TBMM’nindir. TBMM bu izni vermeden yönetimin askeri güç kullanma girişimi Meclis iradesine saygısızlıktır. Anayasanın 104. maddesi “Cumhurbaşkanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar verir” demektedir. Anayasaının 92. maddesi ile 104. maddesi arasında çelişki vardır. Cumhurbaşkanı, TBMM kararı olmadan 104. maddeye göre TSK’nin kullanılmasına karar verebilecek midir?

Harekâtın riskleri:
Bu harekâtta zayiat tahminleri yapılmış mıdır? Başta şehitlerimiz olmak üzere verilecek zayiat ve hasar ile harekâtın maliyeti elde edilecek sonuca değer mi?
TSK’nin sağlık sisteminin bozulması zayiat riskini artıracaktır. Gereken önlemler alınmış mıdır?
Harekâtın siyasi ve ekonomik riskleri değerlendirildi mi? Zaten kırılgan olan Türkiye ekonomisi bu harekâttan nasıl etkilenecektir? ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin siyasi ve ekonomik tepkileri göze alındı ve tedbirler düşünüldü mü?
TSK, Suriye’ye angaje olmuş iken Doğu Akdeniz’de veya Ege’de yeni bir çatışma çıkma riski ortaya çıkarılabilir. Bu durumda çok cepheli bir savaş tehlikesine karşı da tedbirli olunmalıdır.
ABD’nin bize teslim etmeyi düşündüğü bölgedeki DEAŞ’lı teröristlerin kontrolü, yargılanmaları ve cezalarının infazı nasıl olacaktır?
Türkiye’nin Suriye ile ilgili ulusal çıkarı bu ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Ülkenin kuzeyinde meşru yönetimin egemenlik yetkilerinin kısıtlanacağı bir “güvenli bölge” oluşturmanın ileride bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını bozma riski dikkate alınmalıdır. Kıbrıs’ta haklı olarak askeri güç kullandığımız halde özellikle Batı kamuoyunda Türkiye’nin “mütecaviz devlet” olduğu propagandası yıllardır yapılmaktadır. Suriye’de aynı durumla karşılaşmamak için haklılığımız Türk ve dünya kamuoylarına proaktif bir yöntemle etkili olarak anlatılmalıdır.

Hukuksal sorunlar:
Hukuken Suriye devletinin egemenliğinde olan bölgenin yönetimi nasıl sağlanacaktır? Ele geçirilen bölgede kimin kanunları geçerli olacaktır?

Sonuç:
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda terör örgütünün yerleşmesini önlemek ve bu ülkenin toprak bütünlüğünü koruyarak bir Kürt devleti kurulmasına engel olmak maksadıyla askeri harekât icra etmesi meşru ve ulusal çıkarlarımızın gereğidir. Ancak, görüldüğü gibi yapılacak bir askeri harekât pek çok soru ve sorunları içermektedir. Bu hususlar dikkate alınmadan yapılabilecek bir askeri harekât faydadan çok zarar getirebilir.

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

‘Yargıda reform’mu? 14 Ekim 2019 Pzt
Ankara ‘yeniden’ başkent olmalı! 14 Ekim 2019 Pzt
Arşipel’den-Ege’den merhaba! 13 Ekim 2019 Paz