Örgütlenmemiş toplum, ‘yığma’ binaya benzer…

05 Kasım 2019 Salı

- Çiftçi yakınıyor: İktidar bize destek vermiyor: önümüzü göremiyoruz, taban fiyatından girdi fiyatlarına kadar elimiz, kolumuz bağlandı, zarardayız, iktidardakiler destek versin…

- İşçi, memur, esnaf aynı şekilde: “iktidar uygulamaları ile, bizim payımızı küçültüyor, eziliyoruz…”

- İktidara yakın olmayan “işveren”, Kazakistan’dan Balkan ülkelerine kadar göçerek kendini kurtarmaya çalışıyor…

      Hepsi de “aman bize ne olur, yardım edin” diye ricada bulunuyor, avcunu açıyor…

      Oysa demokratik  toplumsal örgütlenmelerin bulunduğu ülkelerde taraflar (çıkar grupları) örgütlü bir biçimde sistemde ve kurumlarda yer alırlar: çiftçi, işçi, memur,esnaf “siyasal partilerden meclislere kadar kurumların içinde örgütlü bir biçimde gücünü gösterir”. Sisteme ve yönetime katılarak “katılımcı demokraside gücü sayesinde payını bastıra bastıra alır”, rica ile, minnet ile, avuç açarak, şikâyette bulunarak sonuca ulaşılmaz.

      Son büyük savaştan sonra Avrupa, “Almanya, İtalya, İspanya ve Portekiz’de yaşanan faşist facialardan sonra dersini almış”: küresel boyutta olmasa bile kendi içinde, ulusal ve bölgesel (Avrupa Birliği) boyutta demokratik toplumsal örgütlenmeleri gerçekleştirmiştir. Daha önce bu köşede defalarca yazdığım gibi, Türkiye 1961 Anayasası ve uygulamaları ile 1970’lerin başına kadar, örgütlenme yolunda başarı sağlamış, ancak “dinci ve siyasal İslamcı” yapının emperyalizmle işbirliği yüzünden askeri ve sivil darbeler ardı ardına gelmiştir. 12 Eylül’ün “askerci bizim çocukları”, 36 yıl sonra 15 Temmuz’da “bizim imamlar” olarak geri dönmüşlerdir!

Avrupa’dan farkı mı?

      Avrupa’da kralların ve kiliselerin baskı rejimlerine karşı elit (ve sermayeci) burjuva başkaldırısı iç sömürüyü, İngiltere, Fransa, İspanya, Hollanda, Belçika, İtalya ve Portekiz’de dış sömürü haline dönüştürdü. Osmanlı’yı da sömürenlerin yeni “yerli ortakları” bugün Lozan’a ve Atatürk’e karşı çıkmıyorlar mı? Keşke Yunan kazansaydı diyenler ve destekçileri gibi.

      Avrupa aydınlanma sürecinin kaynağını, küresel sömürü ile karşıladı. Afrika, Asya, Amerika soyuldu, süreç hâlâ bitmemiştir.

      Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimleri ile toplumsal örgütlenme, bütünleşme ve uluslaşma yolunda, Müslüman âlemde tek örnek olan Türkiye Cumhuriyeti hâlâ, “örgütlü toplumsallık ile ilkel kalabalık” arasındaki  kıskaçtan kurtulma çabasını yaşamaktadır.

- “Örgütlenmiş çiftçi” olsaydı, şeker fabrikaları satılamazdı: birleşerek, örgütleşerek güçlenmiş çiftçilere karşı hiçbir iktidar “hayır” diyemezdi.

- İşçi güçlü bir biçimde sistemde örgütlenmiş olarak yer alsaydı, “ricada bulunup el açmazdı”. SEKA’lar, Aliağa’lar, demir-çelik tesisleri satılamazdı: tank ve palet fabrikalarının lafı bile edilemezdi.

      Toplumsal demokratik örgütlenmelerin bulunmadığı ülkelerde hayat, “yığma” yapılar üzerine kurulmuş olur. Toplumsal örgütlerin geliştiği ülkelerde yapılar “yığma” değil betonarme, sağlam olarak ayakta kalırlar.

      CHP’ye bir öneri: Çiftçinin, işçinin, memurun, esnafın, hatta işverenin “sorunlarını dile getirmekten çok”, onların katılımcı demokrasi yolunda örgütlenmeleri üzerine, sonuca gidecek şekilde yoğunlaşmanız gerekir.

      Sorunları herkes biliyor, ama yetmez: mağdur olanların demokratik toplumsal örgütlenmeler şemsiyesi altında güçlenerek, sisteme fiilen katılarak, katılımcı demokrasiyi elde etmeleri gerekir.

      Aksi halde tarikatlardan cemaatlere “dinci” örgütlenmeler sistemi ele geçirerek “demokrasi oyununu” sürdürürler…

      Galiba bizim esas sorunumuz, “aptalı oynamaktan zevk alanların hâlâ çoğunluğu oluşturmasıdır”. 1961 Anayasası’nı askeri ve sivil darbelerle yok edenler bunu “demokratik toplumsal örgütlenmelerin yolunu kesmek için yaptılar”.


Ve bir not: TÜYAP kitap fuarında 10 Kasım saat 12.00’de Cumhuriyet standında okurlarla sohbet ve  Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan yeni kitabım “Yüzleşme”nin imzası var. Görüşmek üzere…


Yazarın Son Yazıları