Meriç Velidedeoğlu

‘Alev alev!’

08 Kasım 2019 Cuma

Değerli dostlar, dünya bir uçtan bir uca alev alev; Çin’den, Hong Kong’dan Kuzey-Güney Amerika’ya dek milyonlarca insan, geceleri -alevleri rüzgârla uzayan- meşaleleriyle protesto yürüyüşleri yaptı, yapıyor.

“Yoksulluk” ve “yolsuzluk”, yok edilmesi istenen iki temel sorun.

Ayrıca gezegenimizin, türlü bölgelerindeki ormanları da alev alev.

Öte yanda, başka bir “yangın”, insansal bir “yangın” da, ülkemizde yaşandı; geçen ay, “17 Ekim” günü.

Diyarbakır’ın bir ilçesinde, “üç çocuk babası” bir “aile reisi”, eşinin, kızının üzerinde benzin dökerek yaktı alev alev...

Anne öldü, çocuk hastanede...

Önceki yıl da, yine bir aile reisi, çaydanlıkta kaynattığı yağı, kaynar yağı, eşinin kızının üzerine boca ederek, diri diri haşlamıştı...

Üstelik bu acımasız kadın cinayetleri gittikçe artıyor; geçen yıl “Mart” ayında, “25 kadın” öldürülmüş; bu yılın “Mart” ayında “27”; izleyen aylarda da sayı gittikçe artıyor; “Haziran”da “40”, “Temmuz”da “31”, “Ağustos” ayında “49”...

Ayrıca bu sayılar, duyulan, açığa çıkan, dolaysiyle güvenlik güçlerinin erişebilidği sayılardır.

Bazıları inanılmaz yollarla, yöntemlerle işlenen bu “kadın cinayetleri”nin, ne denli “insanlık dışı” olduklarından da pek söz edemeyiz değerli dostlar; çünkü ünlü bilim insanı “J. Monod” (1910-1976), kendisi gibi ünlü, “Raslantı ve Zorunluk” adlı kitabında:

“Günümüzün belirli hayvan türlerinde, ‘tür içi savaş’ bilinmez!” der! “Aynı türden hayvanların birbirlerini öldürmediğini” vurgular.

Konunun, “kadın cinayetleri”nin, bir de “dinsel” bağlamda ele alınması düşünüldüğünde, “Diyanet”in “Cuma Hutbeleri” akla ilk gelen oluyor...

Bu “hutbe”lerde, genel olarak cami imamlarının okudukları dualar -özellikle de- dile getirdikleri “öğütler”in yer aldığı bilinir; “Cuma” günleri ülkenin tüm camilerinde okunmak üzere Diyanet’in hazırladığı, dolaysiyle erkeklere yapılan bu hitabda (sesleniş) verilen öğütler arasında kadınların gözetilmesi, korunması, kollanması da dile getiriliyor.

Böylece olumlu (pozitif) bir görünüm altında, ister istemez bir “alt-üst” durumu yaratılmıyor mu? Erkeğin üstünlüğü ortaya konulmuyor mu?

Dahası bu durum “ayetlerle” (Bakara-237) de desteklenmiyor mu?

Eh, bu ortamda kadının en küçük bir karşı gelişi, “suç” olmasın da ne olsun?

Sürdürürse, “at tokadı!..”

Olmadı, dök üstüne benzini, çak kibriti...

Dahası, “anaokul”daki bebelere, “cinsel ayrımcılık” uygulanıyorsa, “kız-erkek” birlikte aynı sıralarda yan yana oturtulmuyorsa... Beş-altı yaşındaki kız çocuklarına, cuma günleri aynı yaştaki erkek arkadaşlarının cami avlusudaki şadırvanlardan “abdest” almaları, izletiliyorsa...

Böyle bir eğitimden geçen gençlerin, ilerideki yaşamlarında, “cinsel eşitlik” konusunda tutumları ne olacaktır?

Kuşkusuz bugün yaşadıklarımız...

Kurtuluş, “1923 Devrimi”nin doğrultusunda, “savaşımı” (mücadeleyi) kesintisiz sürdürmektir; özellikle, “kadınlarımız” için “yaşamsaldır!..”

Kuşkusuz, “Enkazcı Emineleri” ve yardakçılarını devre dışı bırakarak, sürerek...