Helikon’u bilir misiniz?

13 Kasım 2019 Çarşamba

Çağdaş kültürümüze kapılar açan kimi oluşum, 1950’li yıllarda Ankara’da tomurcuklanır. Bunlardan birisi de, zamanın birkaç sanat dalını birleştiren, 1952’de kurulan Helikon Derneği’dir. “Helikon”, Yunan mitolojisinde Zeus’un kızları olan esin perileri Musa’ların (Muse) toplandıkları tepenin adıdır. Böylece şiir, felsefe, tarih, dans gibi çeşitli esin perilerinin bir araya gelmesi gibi, değişik sanat insanlarının bir araya geldiği bir yuva oluşmuştur. Amaç, resim, müzik, tiyatro gibi sanatların ortak çalışmalarını sergilemektir. Genç Türk bestecilerinin yeni yapıtları da bu ortamda ilk kez çalınıp dinleyici ile buluşur. Konserlerin provaları halka açık yapılır. Sanatçılar, sanatseverlere yaklaşmalı, aynı ortamı solumalıdır. O zamanlar iyi bir piyanist olarak ün yapan, sonradan dünyaca ünlü elektronik müzik bestecisi olan Bülent Arel’in öncülüğünde ve yönetiminde Helikon Yaylı Çalgılar Orkestrası kurulur. Orkestra Barok dönemden çağdaş müziğe kadar örnekler almıştır dağarcığına. Usmanbaş’ın yaylı çalgılar için bestelediği Küçük Gece Müziği de 1955’te ilk kez bu orkestra tarafından seslendirilir. 

Derneğin kurucuları arasında henüz siyasete girmemiş olan Bülent-Rahşan Ecevit, Bülent-Selma Arel, Rasin Arsebük, Nilüfer-Aydın Yalçın, Cemal Bingöl, Orhan Burian, İlhan Usmanbaş, Suna Kan, Faruk Güvenç, Ulvi Yücelen gibi sonradan siyaset veya sanat çevrelerinde ismi duyulacak gençler vardır. Hiçbir sponsora başvurmadan, kendi konser veya sergi gelirleriyle Mithat Paşa Caddesi’nde eski bir ev tutarak çalışmaya başlarlar. Bu toplantı ve dinletilerden yararlananlar arasındaki Erdal İnönü, resim zevkini bu dernekte kazandığını; şair Ece Ayhan ise müzik ve sinema konularındaki ilk birikimini oluşturduğunu anlatmıştır.

Helikon Derneği kendi içinde bir dünyadır. O ortamın parçası olmak bir ayrıcalıktır. Meslekten sanatçılar kadar amatör sanatçıları da bir arada barındırır. Usmanbaş şöyle anlatır: “Öyle ki, öğrenim bittikten sonra bile, tıpkı okula girdiğimiz ilk günlerdeki gibi bir yandan müzik ve sanat dünyasını keşfedip, öte yandan da yeni kurmanın coşkusunu Helikon Derneği’nde sürdürmeye çalıştık.”

Ayrıca bir de “Helikon Yaylı Çalgılar Dörtlüsü” kurulmuştur. Ulvi Yücelen, Ayhan Erman ve Faruk Güvenç’in yer aldığı bu toplulukta İlhan Usmanbaş da bir süre viyolonsel çalar. Piyanist Kamuran Gündemir, dernekteki ortamı şöyle anlatır: “Ressam Rasin’in (Arsebük) evinde toplanır, müzik yapardık. Bülent’le (Arel) yeni eserler deşifre ederdik. Bir yandan da plastik sanatları tartışırdık. Bu insanlar konservatuvar birikimlerinin ötesinde bütün dünyaya açılan güzel birer pencereydi.”

Usmanbaş Helikon Derneği’ni, o günlerin Ankarası’nı, Amerikalı ve Avrupalı bestecilerin o günkü yaratılarını 46 yıl sonra bir söyleşimizde şöyle irdeliyordu: “Sanıyorum Helikon birleşmemiz, öbür türlü ideolojik baskıya karşı bir bütünleşmeydi. Kendi kendimizi öğrenme ile birlikte dünyayı öğrenme ihtiyacında olunan bir yan yanalıktı. O dönemin yöneticilerinden gelen ideolojik baskıyı yapanlar sadece kalem erbabı değildi. Siz öyle bir şey yapın ki halkımız hemen anlasın, hemen alkışlasın türünden, popülist bir eğilim vardı. İşin ciddiyetine gitmekten çok hemen göz boyamacı, alkışa yönelikti.”

Sonra bu dernek nasıl kapanır? 6-7 Eylül olaylarının ardından Rum düşmanlığı başlamıştır. Helikon, Yunanca bir isim olduğu için rahatsızlık verecektir. Dernek yöneticileri derneğin faaliyetlerini anlattıkları cümlelerde trajikomik bir şekilde soyut ve non-figüratif resim konularından bahsederken siyasi şube görevlilerini rahatsız ederler. Bir süre sonra olayın bir yanlış anlaşılma olduğu fark edilir ve Helikon Derneği’nin tekrar kurulmasına izin verilir. Ancak herkes hem hayal kırıklığına uğramış hem de artık kendi yoluna gitmiştir.