Gülengül Altınsay

İyimserim ben

21 Kasım 2019 Perşembe

“Mutlu mesut” milli maç haftasını da kapattık. Şimdi heyecanla haziranı bekliyoruz. Ve yine döndük kürkçü dükkanına; bizim kendi ligimize. Çoğu takım milli maç haftasına büyük ümitlerle girmişti biliyorsunuz. Sanki o bir haftalık sürede tüm sorunlarını çözeceklermiş gibi bir imaj yaratmışlardı. Oysa ki taraftarı oyalamaktan başka bir şey değildi bu.
Bir kere bir hafta maç yapmıyorsunuz. Özellikle takım oturmamışsa herkes bilir ki en iyi idman maçtır. İkincisi takımda milli takımlara giden oyuncularınız varsa onların nasıl geleceğini bilmiyorsunuz. Yorgun mu, sakat mı dönerler meçhul. İşte Burak Yılmaz: Her milli maç dönüşü sakat. Tam iyileşiyor yine bir milli maça gidiyor.
Böyle bir aranın tek faydası olabilir o da sakat oyuncularınız varsa bir hafta kazanmış olursunuz, o kadar…


Pozitif bakma zamanı


Milli takımımızın başarılı bir şekilde gruptan çıkması ve daha da önemlisi geleceği olan genç bir kadroyla bunu yapması hepimizin bakış açısını da ruh halini de etkiledi. Bize futbola daha pozitif bakabilmeyi hatırlattı yeniden.
11 haftanın özeti takımların aşırı puan kayıplarıyla birbirine yakın puanlarla konuşlanmasıydı. Üst ve alt sıralarda her şeyin her an değişebilir olmasıydı. Özellikle şampiyonluğa oynayan büyük takımlar birbiri ile adeta yarıştılar puan kaybetmekte. Nedeni de çok açık ve çok bildik; altı ayda bir değiştirilen takım kadrolarıyla istikrar sağlanamaz. Ve tabii yanlış transfer tercihleri. Kiralık futbolcu sayısının çok olması. Bu kadar değişimin olduğu bir takımın hemen başarılı olması da çok zor. Zaman isteyen bir durum. O zamanın sonunda eğer futbolcu başarılı olursa da bu kez takımda tutulmayıp satışa çıkarılması da ayrı bir garipliğimiz bizim. Yöneticiler bunu “almak için satmak gerekiyor” şeklinde açıklıyorlar. Yeter ki transfer sirkülasyonu sürsün onlar için. Kulüpleri batıran nedenlerin en başında gelen de bu değil mi zaten?

Anadolu’nun ayak sesleri


Tüm bunlara karşın artık Anadolu takımları dediğimiz küçük bütçeli takımlar arayı kapatarak çok daha pozitif futbol oynayarak lige heyecan kattılar. Bu gerçeği de görmek lazım. İşte Sivas, Alanya, Malatya… Bunda teknik direktörlerin de katkısı var kuşkusuz; Rıza Çalımbay, Sergen Yalçın ve Erol Bulut gittikleri her takımda mutlaka etki yarattılar. Başakşehir’in durumu ise farklı. Hem koşulları itibarıyla hem de konumu itibarıyla. Son üç yıldır şampiyonluğu son haftalara kadar kovalayan bir takımdan söz ediyoruz. Sezon başı teknik direktör değişimiyle kısa bir süre bocaladılar ama sonra toparlandılar.
12. haftaya girerken ben artık eskisi gibi karamsar değilim. Küçük takımlar artık figüran olmaktan çıkıyor. Puanların yakın olmasını da bu açıdan olumlu değerlendirmek gerek.
Anadolu takımlarının lige verdiği heyecan, Fenerbahçe’nin giderek futbolunu güzelleştirmesi, Beşiktaş’ın yönetim değişikliğinin verdiği moral ve eldeki kadroyu daha iyi kullanmaya başlaması, Trabzonspor’un genç oyuncularını daha çok takıma katarak hücum aksiyonlarını zenginleşmesi bize gelecek  haftalarda daha zevkli ve heyecanlı bir futbol vadediyor. Son şampiyon Galatasaray ise hala sorunlarını çözme yolunda adım atabilmiş değil. Çok sayıda kiralık futbolcu ve sakatlıklar belini büküyor. Ama puan tablosuna baktığınızda onlar için de henüz kaybedilmiş fazla bir şey yok.
Yani Süper Lig 12. haftada herkese eşit şartlar vadederek sanki sil baştan yeniden başlıyor…