Olaylar Ve Görüşler

Güzel sanatlar fakülteleri ve özel yetenek sınavları

21 Kasım 2019 Perşembe

YAZAR: PROF. MEHMET ZAMAN SAÇLIOĞLU

10 Ekim 2019 tarihinde toplanan YÖK Genel Kurulu 14 programdaki yetenek sınavlarının kaldırılmasına karar vermiş, oluşan tepki üzerine YÖK başkanı tatmin edici sayılmayacak bir açıklama yapmış, tepkilerin sürmesi sonucunda bu kararın uygulanmasının bir yıl sonraya bırakıldığı basına yansımıştır.

 Özel yetenek sınavlarına ilişkin gibi görünen bu sorun, aslında çok daha büyük bir sorunun, ülkemizdeki sanat ve tasarım eğitiminin tüm aşamalarında bizzat YÖK tarafından oluşturulmuş karmaşanın bir parçasıdır.

YÖK’ün kuruluşuna kadar akademi, yüksekokul ve eğitim enstitüsü olarak ülkemizde sanat alanında eğitim veren okullar merkezi sistem sınavı ile ilişkileri olmadan; yetenek sınavı, sözlü görüşme ve dallarına göre (gerekiyorsa) bir yazılı sınav yaparak öğrenci alırlardı. Kabul edilen öğrenci sayıları dal başına 10-20 arasında değişirdi. Çünkü bilinirdi ki sanat eğitimi az sayıda öğrenciyle sıralarda değil, atölyelerde yapılır. YÖK’ten sonra bir süre, adaylardan baraj olarak düşük bir ÖSS sınav puanı istense de, öğrenci seçiminde ağırlık yetenek sınavlarındaydı. ÖSS baraj puanı önceleri epeyce tepki gördü. Ama 12 Eylül yönetiminin doğurduğu YÖK’ün baştan beri merkezi ve zorlamacı yapısına karşı bir şey yapılamadı. Yıllar içinde yeni bölümler açıldı ve devlet üniversitelerinin güzel sanatlar fakültelerinde 10 kadar temel bölüm yerine oturdu. Bunlar: Grafik, tekstil, içmimarlık, seramik, endüstri ürünleri tasarımı, sinema ve televizyon, fotoğraf gibi tasarım bölümleri ile resim, heykel, temel eğitim, geleneksel Türk el sanatları bölümleriydi. Daha sonra endüstri ürünleri tasarımı, cam, animasyon, görsel iletişim tasarımı, çevre tasarımı, restorasyon, sanat yönetimi, gastronomi ve mutfak sanatları gibi bölümler de kuruldu, bazı alanlar birleştiler. Üniversitelerimiz dış dünyaya entegre oldukça programlarımızda da çeşitli değişimler oldu, farklı fakülte yapılanmaları ve adları da belirdi.

GEÇMİŞTEKİ YANLIŞLAR

1990’ların ikinci yarısında özellikle endüstri ürünleri tasarımı bölümlerinde öğrencilerin yeteneklerinin iyi ama teknik bilgilerinin eksik olduğu gerekçesiyle ÖSS sınav puanı ile öğrenci kabul edilmeye başlandı. O yıl giren öğrenciler teknik olarak iyi ama yetenek olarak vasattı. Yanlıştan bir ya da iki yıl için dönüldü, yükseltilen ÖSS baraj puanlarını alabilen adaylara yetenek sınavı yapıldı, bu kez de yetenekli öğrencilerin birçoğu bu baraj puanlarına takıldılar. Birkaç yıl sonra emir demiri kesti, YÖK, endüstri ürünleri ve içmimarlık bölümlerini, hemen ardından da sinema televizyon bölümlerini merkezi sınav puanına bağladı. Vakıf üniversitelerinin açılmasıyla birlikte bu üniversitelerde güzel sanatlar ve tasarım fakülteleri de yer buldu, ama ekonomik açıdan zarar etmek istemeyen, öğrenci sayısını yükseltmek isteyen vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğu bu fakültelerde, resim, heykel, geleneksel Türk el sanatları gibi sektörü olmayan bölümleri ve seramik, cam gibi yatırım isteyen bölümleri açmaktansa rağbet gören ve çok yatırım istemeyen bazı tasarım bölümlerini açmayı yeğlediler. Bu alanlarda bile yeterli sanat ve tasarım kökenli akademisyen bulamadıkları için mühendislik, teknik eğitim fakülteleri gibi yakın dallardan sağladıkları öğretim üyeleriyle sanat, tasarım eğitimi yapmayı bir çözüm olarak gören vakıf üniversiteleri güzel sanatlar alanında maalesef bir erozyona neden oldular. 

HATA ÜSTÜNE HATA

Yaptıkları yetenek sınavlarında yeterli sayıda öğrencinin başarılı olamadığını görünce sınavları hafiflettiler ve sonra durum öyle vahim bir hale geldi ki çöp adam çizen adayları bile kabul etmeye başladılar. Kâr-zarar hesapları nedeniyle öğrenci sayıları arttı; sanat, tasarım eğitiminin kalitesi düştü. Çöp adam çizimleriyle öğrenci almanın sorumluluğunu yok etmenin tek yolu vardı, merkezi sistem sınav puanına geçmek. Böylelikle vakıf üniversitelerinin çoğu tasarım bölümleri ile devlet üniversitelerinin bazıları ÖSY sınavıyla öğrenci almaya başladılar, bunu kimi zaman YÖK zorladı, kimi zaman üniversiteler kendileri istedi. Sayın Saraç’ın, sadece özel yetenek sınavıyla öğrenci aldığını söylediği resim, heykel, geleneksel Türk el sanatları ve seramik bölümleri belki bir ya da iki vakıf üniversitesi dışında hiçbir vakıf üniversitesinde yoktur ve var olan üniversitelerde de bu bölümlere yetenek sınavıyla öğrenci alınmaktadır. Seramik bölümünün bir öğrenci başvurusu üzerine YÖK yürütme kurulunda 10 Nisan 2019’da alınan bir kararla görsel sanat bölümü olarak tescil edilmesi de bu bölümün resim ve heykel bölümleriyle birlikte değerlendirilmesine etken olmuştur sanırım. Oysa yukarıda anılan sanat ve tasarım bölümlerinin hepsi görsel sanatlar genel başlığı altında değerlendirilmelidir.

 Tasarım bölümlerine gelince; eski ve köklü devlet güzel sanatlar fakültelerinin hemen hepsinde YÖK’ün zorunlu tuttuğu içmimarlık, endüstri ürünleri tasarımı ve sinema ve TV dışındaki tasarım bölümlerinde ÖSS barajı sonrasında yetenek sınavı yapılmaktadır. İşte Sayın Saraç’ın hem ÖSS ile hem yetenek sınavlarıyla öğrenci alan bölümler vardı, diyerek bir çifte standart olarak gösterdiği durum aslında budur. Şu anda, durumun aciliyeti nedeniyle ayrıntılı bir döküm yapamayacağım, ama YÖK genel kurul üyeleri aldıkları kararın geçmişte nerelerden gelen yanlışlar sonunda alındığını merak ederlerse bu anlattıklarımın belgelerini bulacaklardır.

GÜZEL SANATLARIN MANTIĞI FARKLIDIR

Öncelikle birkaç gerçek iyice anlaşılmadan ve bu gerçekler bir ön koşul olarak kabul edilmeden güzel sanatlar alanlarının sorunları gerçek anlamda çözülmez. Bu gerçeklerden biri, güzel sanatlar alanlarında tek doğrunun, tek tipin bulunmadığıdır. İkinci gerçek, güzel sanatlar eğitimini verecek insanların mutlaka o sanatı yapan akademisyenler olmalarıdır. Üçüncü gerçek, sanat eğitimine girecek öğrencide, o sanat dalının özelliğine uygun zekâ, yetenek, beceri ve ilginin bulunması gerektiğidir. Dördüncü gerçek, bir sanat dalının eğitiminin o eğitimin gerektirdiği mekân, donanım ve kadroya sahip olunmadan yapılamayacağıdır. Bu ön koşulları yerine getiremeyecek üniversitelerin güzel sanatlar fakültesi açmasına izin verilmesi, hele sanatta yeterlilik programı açmaları büyük bir yanlıştır. Dünyada sanat alanlarında varlık gösteren tüm ülkelerin güzel sanatlar ve tasarım okullarına öğrenciler ya yetenek sınavı ya dosya değerlendirmesi ile alınır. YÖK’ün aldığı bu yanlış karar uygulanırsa, şimdiye kadar yetenek sınavı yapabilen ve yeteneği yüksek olan öğrenciden vazgeçmeyen başarılı güzel sanatlar fakültelerinde de eğitim seviyesi düşecektir. Güzel sanatlar alanı bir çeşitlilik alanıdır. Farklı yapılarıyla, farklı sınavlarıyla güzel sanatlar fakülteleri kendi ekollerini yaratmaktadırlar. Güzel sanatlar fakültelerinin ve bölümlerinin birbirine benzememesi bir sorun değil, aslında olması gerekendir. Güzel sanatlar fakülteleri tek tip olamaz. Yazık ki fıtratında her şeyi merkezileştirmek olan YÖK, bugüne dek bunu anlamamıştır.

Bu çeşitlilik tamamen ortadan kaldırılırsa birçok başka sorunlar da doğacaktır.

Öncelikle güzel sanatlar liselerinde okuyan öğrenciler şu önümüzdeki üç-dört yıl içinde, güzel sanatlar fakültelerinin sadece seramik, Geleneksel Türk el sanatları ve resim-heykel bölümlerine girebilecek, öbür bölümleri isteseler bile hiç hazırlanmamış oldukları ÖSY sınavlarında başarı gösteremeyeceklerdir. Uzun vadede bu liselerin eğitimi, öğrencilerine seçenek sunmak için hem sanat hem düz lise karması garip bir eğitim halini alacaktır.

Güzel sanatlar fakültelerinde eğitim bütüncül bir eğitimdir. Yani herhangi bir bölümdeki öğrenci, projesini uygulamak için öteki bölümlerden de yararlanır. Disiplinler arası çalışmalar, ortak atölye çalışmaları yapılır. Fakülteler kendi içlerinde, kendi yapılarına uygun bir tür bütünsellik yaratmışlardır ve fakülte dışından, yukarıdan alınan her karar bu organik yapıda deformasyonlara neden olmaktadır.

YÖK’E TAVSİYE

YÖK, üniversitelerde iyileştirme yapmak amacındaysa, tepeden ve merkeziyetçi önermeler getirmektense, kurumların kendi özelliklerini anlayarak ve onların iç dinamizmlerinden yararlanarak daha başarılı sonuçlar alabilir. Güzel sanatlar eğitimi alanında yapılacak ilk iş bence, sanatçı öğretim üyelerinin görevlendirilmesiyle Amerika’daki NASAD (National Association of Schools of Art and Design) (Ulusal sanat ve tasarım okulları birliği) benzeri bir üst kurumun YÖK içinde oluşturulmasıdır. NASAD web sitesinden bu kurumun amacı ve çalışmalarıyla ilgili gereken bilgi alınabilir. Bu tür bir birim iyi kurulur ve çalıştırılırsa Türkiye’deki güzel sanatlar eğitiminin tüm akademik sorunları çözülebilir. Tabii bu tür bir birliğe akredite olabilecek kurumların dışında (Amerika’da bile) akredite olamayan kurumlar bulunmaktadır. Böylelikle sanat eğitiminin tüm özgürlüğü içinde farklı özellik ve düzeylerde sanat eğitimi verilişi bile bir kaliteye kavuşur.

YÖK’ün bu tür kararları alırken işin uzmanı olan insanlara danışıp danışmadığını, danıştıysa onların da gerçekten uzman olup olmadığını bilemiyorum. Ama üniversitelerde bu tür konularda akıl yoran, dünya üniversitelerindeki gelişmeleri izleyen birçok genç insanın bulunduğunu, fakat üniversitelerde kararların, onların temsil edilemediği üst kurullarda alınarak YÖK’e gönderildiğini biliyorum. Bu da üniversitelerimizdeki bürokrasinin bir başka acı gerçeğidir.