Deniz Yıldırım

‘Sorun 30 peso değil, 30 sene’

23 Kasım 2019 Cumartesi

Bir değişim rüzgârı dünyanın kapısını çalıyor. Sadece faşizm değil, karşı hareketler ve alternatif siyasetler de yükseliyor. Hem de 40 yıldır dünyanın başına özelleştirme, kamu hizmetlerini bitirme, sendikaları etkisizleştirme, çalışan halk çoğunluğunu pahalılık karşısında ezme programını ören merkezlerde. Özetle neo-liberalizm, doğduğu merkezlerde büyük bir meşruluk bunalımı yaşıyor.

Bu neo-liberal model nerelerden yükseltildi? Gelişmiş dünyada İngiltere ve ABD’de, Latin Amerika’da Şili’de desek yeri. İngiltere’de Thatcher’ın Muhafazakâr Partisi, ABD’de Reagan, Şili’de din ile diktatörlüğü harmanlayan darbeci Pinochet eliyle. Ama devamı var. Bu ülkelerde sosyal demokratlar da adım adım neo-liberalleşti. Özelleştirme reçetelerini hızla uyguladılar, vergileri çalışan halka yıktılar, kamu hizmetlerini budadılar ya da “bunları biz de yaparız” diye sözler verdiler. Sözün kısası, neo-liberalizm sosyal demokrat partilerin sağa çekişiyle yerleşti asıl. 

Mesela Şili’de diktatörlük 1990’da sona erdi. Yani dikta biteli neredeyse 30 sene oldu. Ama yerine gelen Concertacion hükümetlerindeki merkez sol partiler, dikta döneminin halkı yoksullaştıran programını büyük oranda sürdürdüler. Sonuç mu? İktidarı kaybettiler.

Merkez sol sağa çekince, iktidardaki sağ parti de ulaşım zamlarıyla faturayı yine halka kesince son bir ayda Şili iyice karıştı. Protestolar ulaşıma 30 peso zam yapılmasıyla başladı, ama bir aylık protestolara damga vuran slogan her şeyin özeti: “Sorun 30 peso değil, 30 sene”. Hangi 30 sene? Demokrasiye geçilmesine rağmen halkı fakirleştirmeye devam eden 30 sene. Şili bugün OECD ülkeleri arasında ekonomik eşitsizliğin en keskin olduğu ülke. Öyleyse hedefleri ne? Çok açık: “Demokrasiye geçtik, iyi güzel de halkın cüzdanı iyileşmiyor; halk dışlanıyor, elitler yönetiyor, işler kötü gidince de fatura yine halka kesiliyor. Bu nasıl demokrasi?” Özeti budur.

Sonuç mu? Bir ayın sonunda taleplerinin çoğunu kabul ettirdiler. Bakanlar kurulu değişiyor, asgari ücret artırılıyor. Emeklilerin şartları iyileştiriliyor, ulaşım zammı askıya alınıyor ve elektrik faturalarına zam yapılmaması sözü veriliyor. Bunlar devlet başkanı Pinera’nın halktan özür dileyerek vaat ettikleri arasında. En önemlisiyse, kurucu meclis yöntemiyle, halkın tüm kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla bir yeni toplumsal sözleşme, yani anayasa yapılması olacak. Bu, neo-liberal dönemin halkı ekonomiden dışlayan elitist “demokrasi” anlayışına karşı, sosyal ve ekonomik bir demokrasinin kapısını aralayabilir.


Ya İngiltere, İspanya?

Bir de İngiltere’ye bakalım. İşçi Partisi de uzun yıllar sağa çekmişti; Blair, Thatcher neo-liberalizmini soldan soslayarak yerleştirmişti. Şimdi seçim var, İşçi Partisi lideri Corbyn partisinin seçim manifestosunu açıkladı perşembe günü. Sağlık, ulaşım, eğitim ve barınma alanında kamusal çözümler üretmekten; kamu hizmetlerini iyileştirmekten, evlere ücretsiz internet sağlamaktan, iş yaratmaktan söz ediyor manifesto. Halkçı bir yönelim özetle. Büyük sermayenin sesi Financial Times geçen hafta bundan duyduğu tedirginliği başyazıyla ilan etti. Başlık vurucu: “Thatcher Devrimi Tehdit Altında”. Neden? Çünkü sosyal demokrat parti neo-liberalizme karşı halkçılaşıyor; kamulaştırmalardan, zenginlerin vergi yükünü artırmaktan söz ediyor. İşçi Partisi iktidara gelir mi, göreceğiz. Ancak neo-liberalizmin, doğduğu merkezlerdeki sosyal demokrat partilerde iktidarı kaybetmeye başladığı kesin gibi. Aynı saptamalar ABD’de Demokrat Parti’nin başkan aday adayı Sanders’ın “demokratik sosyalist” programı için de geçerli.

Ve İspanya. 4 yılda 4 seçimin ardından sosyal demokrat PSOE ile halkçı Podemos geçen hafta koalisyon kurmakta anlaştı. Büyük sermaye temsilcileri şokta, Biz, uçları dışlayan bir merkez sağ, merkez sol büyük koalisyonu bekliyorduk” diyorlar. Ama şartlar değişiyor. Aşırı sağ VOX hızla yükselirken varılan mutabakat önemli. Reuters’in yayımladığı anlaşma ilkeleri bunun kanıtı. Buna göre liderler, koalisyonun güvencesiz çalışmayla mücadele etmesinde, vergi adaleti sağlamasında, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerini iyileştirmesinde, yolsuzluk ve kayırmacılıkla mücadele etmesinde, barınma ve konut hakkını kamusal olarak tanımasında, küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarını yeniden geliştirmesinde, iklim krizine karşı tedbir almasında anlaştı. Bu, pazartesi Guardian’a yazan Podemos lideri Iglesias’ın söylediği üzere, “iki partili düzenin sonu” demek. Yani muhafazakârlarla sosyal demokratlar arasında koltuk değişimine dayalı 78 model 40 yıllık düzen İspanya’da da çözülüyor.

Bizdeki sosyal demokratlar, delege, koltuk için kavga yerine, kurultay sürecinde bir de bu büyük değişimlere göre yenilenme gündemi koysalar önlerine, çok şey mi beklemiş oluruz?


Yazarın Son Yazıları

Parazit sistemi 15 Şubat 2020
Tarikat Siyaset Ticaret 5 Şubat 2020
Kuvvetli ayrılık 1 Şubat 2020
Karartma geceleri 25 Ocak 2020
Zenginler ve fakirler 22 Ocak 2020
Birinciyiz 15 Ocak 2020
İyi bir yıl için 1 Ocak 2020