Sahnenin fantastik büyüsü

27 Kasım 2019 Çarşamba

Geçen hafta İstanbul Devlet Operasında türlü yokluklar içinde hazırlanmış Aleko operasını ve iki gün sonra türlü varlıklar içinde sahnelenmiş New York’daki Akhnaten operasının naklen yayınını izledim. Akmerkez’deki Sinema Pink’te New York Metropolitan’dan yapılan canlı opera yayınları, İstanbul’un büyük sahneden yoksun opera meraklılarına güzel bir hizmet oluyor. 

Rahmaninof’un Alekosu bestecinin ilk gençlik ürünü. Tek perdelik yapıt, mezuniyet ödevi olarak 17 gün içinde ortaya çıkmış.  Puşkin’in Çingene şiiri üstüne, Vladimir Nemirovich-Danchenko’nun librettosuna dayanarak bestelenmiş ve 1893’de Bolşoy’da sahnelenmiş. İDOB sanatçıları Rusça, özgün dilinde oynadılar. Doğan Çelik’in masalsı rejisi,  şef Zdravko Lazarov’un yönetimindeki başarılı orkestra, Paolo Villa’nın tasarımındaki devingen danslar, Zeki Saraylıoğlu’nun buğulu dekoru, Serdar Başbuğ’un yaratıcı kostümleri, Fatma Nil Berkan’ın coşkulu koreografisi ve Taner Aydın’ın ışık tasarımı bu tekdüze esere can katmıştı. Aleko rolündeki Bas-bariton Zafer Erdaş’ın ses rengi ve üslubu çok başarılıydı. Zemfira rolündeki soprano Ayten Telek de oyunuyla, sesini kullanmadaki ustalığı ile dikkat çekti. 

Öte yandan çağımız müziğine yön veren en büyük bestecilerden Philip Glass (1937)’ın “minimalist” müziği taçlandıran operası Akhnaten (1984)’in prömiyerini canlı olarak izlemek de ayrıcalıklı bir deneyimdi. Günümüzün bu verimli bestecisinin 30’dan fazla operası var. Mısır Firavunu Akhnaten’in çok tanrılı inancı kaldırarak tek tanrılı Güneş inancını resmi din haline getirme süreci anlatılıyor. Glass, minimalist müziğin adımlarıyla gelişen upuzun bir girişten sonra çarpıcı bir öyküye başlıyor. Ve bu öykü, büyük sahne olanaklarına sahip MET’in gizemli rejisiyle parlıyor. Phelim McDermott bu prodüksiyonda geniş hayal gücü kullanma olanakları bulmuş. Orkestra şefi Bayan Karen Kamensek, operanın bel kemiği olan minimalist müzikle sahnedeki devinim arasında müthiş bir denge kurmuştu. Temsil sona erdiğinde biz de dünyanın öbür ucundaki nice izleyici gibi büyülenmiştik. Işık oyunları, sahne değişimleri, giysilerin çılgınlığı ve gelenekselden çok farklı olan bu fantastik anlatım alıp götürmüştü hepimizi.

SERVER ACİM’İ YİTİRDİK

Henüz en verimli yaşında yitirdik besteci Server Acim (d.1961)’i. Küçük yaştan itibaren babasının elektronik stüdyosunda radyo programları hazırlamış, önce Mimar Sinan Konservatuvarı’nın kontrbas bölümüne girmiş, sonra kompozisyon bölümüne geçmiş. On yıl İlhan Usmanbaş gibi çok değerli bir hocanın gözetimindeymiş; yüksek lisansını da Cengiz Tanç gibi yine konservatuvarın bir başka değeriyle tamamlamış. 2002 yılından itibaren Malatya İnönü Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar bölümünde öğretmenliğe başlamış. Profesör olduğu aynı kurumda uzun yıllar devlet konservatuvarının müdürü olmuştu. Öldüğünde yine bu görevi sürdürmekteydi. Server, nazik kişiliği, öğrencilerine ve kurumuna bağlılığı ile örnek bir hoca, öte yandan verimli bir çağdaş bestecimizdi. 1985’den beri tiyatro müziğine emek vermiş, Macbeth oyunuyla Avni Dilligil ödülü almıştı. Cumhuriyet adlı senfonik yapıtı 1998 Eskişehir Müzik Festivalinin açılışında Howard Griffiths tarafından yönetilen Zürih Oda orkestrasıyla çalınmıştı. Yapıtlarında yerel müzik öğelerini soyutlayarak kullanmış, polimodal etkiler yaratmıştı. Birçok senfonik çalışması, oda müziği ve piyano yapıtı olan Server’in marşları da eser listesinde özel bir yer taşır