En önemlisi ‘iç cephe’dir

03 Aralık 2019 Salı

Herkesin, artık aklını başına toplaması gerekiyor. “İç cephe”de kavga ve kutuplaşma devam ederse en büyük zararı 83 milyonun tamamı görecektir.

Demokrasiden kademe kademe uzaklaşmak iç çatışmaları ve kutuplaşmaları daha da derinleştiriyor. İstanbul seçimleri örneğinde olduğu gibi:

- Bir seçim yapılmış ve İmamoğlu belediye başkanı seçilmiştir.

- Ankara’nın artık, “16 milyon İstanbullunun yararı için” seçilen yeni yönetimle işbirliği yaparak halka hizmet vermesine yardımcı olması gerekir.”

- Bizim parti kazanamadı, biz de yeni yönetimi çalıştırmamak için işbirliği yapmayız, hatta engel çıkarırız şeklinde bir yaklaşım 16 milyon İstanbulluyu cezalandırmaktan öteye, ülkede bölünme ve kutuplaşmayı derinleştirir.

Ankara’nın seçim bitti, artık işbirliği zamanıdır diye düşünmesi gerekir. İmamoğlu yönetimini (ve 16 milyonu) ötekileştirdiğiniz zaman, kimileri de Alevilerin kapılarına işaret koymaya başlarlar: PKK’nin ve FETÖ’nün eline fırsat verilmiş olur: bölme ve kutuplaştırma, en çok bu tür örgütlerin ekmeğine yağ sürer.

Bu yüzden Ankara’nın artık bu gerçeği kabullenmesi gerekiyor: AKP’nin kazanamadığı yerel yönetimleri ötekileştirmesi sonuçta, Türkiye’yi bölmek isteyenlerin işine yarar, Ankara’nın artık bunu anlaması gerekiyor. Türkiye için esas “beka” meselesi, iç cephede bölünmeme, kutuplaşmama, ötekileştirmeme meselesidir.

AKP yönetimi (ve iktidar), “iktidarda her şeye rağmen kalmak ve siyasal İslamı dayatmak anlayışından vazgeçmek zorundadır”. Bugün Türkiye’nin geldiği ekonomik, sosyal ve siyasal derin sorunlar kesinlikle bu yanlış uygulamalar sonucu ortaya çıktı.

Yaşanmakta olan ötekileştirme ve bölme yaklaşımından uzaklaşılmaz ise Türkiye üzerinde hesaplar yapan odaklar amaçlarına yarın ulaşabilirler. Kimse kendini kandırmasın: “ben yaptım oldu” ya da “bize bir şey olmaz” biçimindeki genellemelerle kendimizi aldatmayalım: fiilen işlemekte ve yürümekte olan olaylar, Türkiye’yi apayrı bir sürece doğru götürüyor.

Kamu yararı, ulusal çıkarlar ve demokrasi üçgenindeki bağlar koparıldığı zaman, “hiçbir sonuç, sürpriz sayılmayacaktır”. Yakın tarih bunun kanıtları ile doludur.

Evet! Ankara İstanbul’un yeni yönetimi ile kavgayı sürdürürse ne kamu yararı ne ulusal çıkarlar ne de ülkenin bütünlüğü kavramları anlamlarını koruyabilir...

İki kere ikinin dört ettiği kadar açık olan bu gerçeği Ankara yönetimi neden anlamak istemiyor, asıl bunu anlamak imkânsız! Artık herkesin aklını başına toplaması gerekiyor.

Titanik battığı zaman yalnız alt kamaradakiler değil, yukarıdakiler de aynı zararı görmüşlerdi.

55 yıl iktisat, dış ilişkiler, siyaset dersleri okuttum ve yazdım: ama hiç bugünkü kadar zorlandığımı hatırlamıyorum: çünkü “en basit doğruları (ve kuralları) bile söylerken”, ikna etmekte bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.

Gücü elinde bulunduran siyasilerin kamu yararı, toplumsal refah ve mutluluğu öne çıkarmaları gerekmiyor mu? Bunları geri plana ittiğiniz zaman, gemiyi göz göre göre batırmış olursunuz.

Bu basit gerçeği görmemekte direnmek niye? Değer mi?.. İç cepheyi elimizde kazma kürek kendimiz yıkmış olmuyor muyuz, ey gücü ellerinde tutan siyasiler?..

Gelişmiş toplumlar ulusal çıkarlarına yönelik olarak işbirliğini öğrenmişlerdir. Buna karşılık azgelişmişlik kısırdöngüsü içindeki ülkeler, “sürekli iç çatışma ve kutuplaştırmalardan, içeride çıkar sağlamaya çalışırlar”. Hollanda ile Türkiye’yi karşılaştırın, farkı görürsünüz.

İstanbul’daki kavga ve çekişmede görüldüğü gibi, kaybeden geniş Türkiye oluyor...