Özdemir İnce

Tarih ve tevatür (2)

08 Aralık 2019 Pazar

Peki işin doğrusu ne? İşin doğrusu yok, bir değişkesi, zeyli var: “Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans “Antik Yunan düşünce ve sanatına dönüş, oradan kaynaklanma” anlamını içerir. Antik Yunan’ın keşfidir. Resim ve heykeldeki öncülerini hepimiz biliriz:

Felsefeci yazar Sadık Usta beşinci (son) cildi de yayımlanan Dünyayı Değiştiren Düşünürler (Kafka Yayınları, 2019) adlı anıtsal dizinin Aldatmacanın Felsefesi (s.393) bölümünde Rönesansı başlatan etkeni şöyle anlatıyor:

***

Avrupa Yunan filozoflarının eserlerini İslam dünyasının düşünürlerinin sayesinde mi keşfetti? Neredeyse bütün dünya, en başta da bizim Doğulu aydınlarımız, bilim dünyasının önüne Avrupa’nın koyduğu bu önyargıya teslim olmuş durumda. Bu önyargıya göre Batı, Yunan eserlerini bilmiyordu ve onları Müslüman düşünürler üzerinden tanıyıp öğrenmişti.

Bu tez ve varsayım, kendi içinde şöyle bir tuzak barındırıyor.

Batılı aydınlar Yunan düşünürlerinin eserlerini bilmiyorlardı; çünkü Bizans İmparatoru’nun 6. yüzyıldaki (529 yılında) felsefe akademilerini kapatmış; bu dönemde kovuşturmaya uğrayan bazı farklı mezheplerden Hıristiyan âlimler, İran’ın onlara kucak açması üzerine Gundişapur’a yerleşmişler. Müslüman düşünürler de 8. yüzyıldan itibaren yanlarındaki getirdikleri kitaplarla ve Urfa, Gundişapur, Halep ve Şam’daki kütüphanelerden buldukları kitapları çeviriyorlar. Bu tarihten itibaren aydın ve düşünürler hep Doğu’ya taşınmışlar. Bir bakıma beyin göçü Doğu’ya olmuş. Fakat sonra Hümanizm ve Rönesansla birlikte beyin göçü Doğu’dan Batı’ya doğru devam etmiş.

***

Bu iddiaya göre Batılı aydınlar Yunan düşünürlerinin eserlerini bilmiyorlardı; çünkü bu eserler, Bizans İmparatoru’nun Yunan akademilerinin yasaklamasından sonra Doğu’ya hicret etmişti. Ne zaman ki Doğulu bilim adamları söz konusu eseri Batı’ya aktardılar, işte o andan sonra Batılılar bu eserlerin içerdiği muazzam düşünsel potansiyeli kavradı ve içeriklerini özümseyerek Hümanizm, Rönesans ve Aydınlanmaya yöneldi. Derinde yatan önyargı şudur: Doğuluların yapamadıklarını Batılılar yapmıştır. Doğulu bilim adamları sadece şerhler yazarak ve çeviriler yaparak bu eserleri kaybolmaktan kurtarmış ve insanlığa (aslında insanlık derken de Batı’yı kastediyorlar) sunmuşlardır. Tuzağın iki yönü var: Birincisi, bu anlayışa göre Müslüman düşünürler bu eserlerden yararlanmasını bilmemiş; fakat onları muhafaza ederek “emanete sahip çıkmayı” bilmişlerdir. İkincisi, yine bu anlayışa göre Batılı insan, bu eserlerle karşılaşır karşılaşmaz hemen bunların içerdiği muazzam potansiyeli anlamış ve bu düşünceleri yeni bir uygarlığın temeli haline getirmiştir.

***

Bu tezi Avrupalı akademiler üç temel hurafe üzerinde inşa ediyorlar...

• Kitaplar Doğu’ya kaçırıldığı için Batılı düşünürler bunlardan uzak düşmüştü.

• Ortaçağ; bilim, felsefe ve edebiyatın olmadığı karanlık bir dönemdi. Ne zaman ki Avrupalı düşünürler Yunanların eserleriyle buluştu, işte o zaman Hümanizm ve Rönesans başladı.

• Doğulu düşünürler, çok fazla anlamadıkları bu eserleri muhafaza ederek (çeviri ve şerhlerle) insanlığa büyük bir hizmette bulunmuşlardır. Doğulu kavimler bunların kıymetini anlayabilseydi toplumsal olarak yerlerinde saymaz, Avrupa’nın ön ayak olduğu uygarlığı önceden yaratabilirlerdi.

• Doğulu düşünürler “emanete sahip çıkmışlardı”, fakat bilim ve felsefi anlamda özgün herhangi bir şey ortaya koyamadıkları için tarihin karardığında yok olup gittiler.

***

Bu tezlerin nasıl safsata olduğunu Sadık Usta, kitabın ilerleyen sayfalarında tek tek ele almaktadır. Şu ya da bu şekilde, kaynakları ve malzemesi Doğu’da olmasına karşı Rönesans orada değil de Batı’da oluşmuş. Doğu elinin altında olan bilgiyi, gereksinim duymadığı için, pratiğe dönüştür(e)memiş; Batı ise karanlıktan çıkmak için bu bilgilere sarılmış, kendi mülküne dönüştürmüş. Bu dönüşüm dinsel engelleri yıkmış; engeller yıkılınca da bilgi bilgiyi üretmiş, hayat ve tarih değişmiş.

Doğu, Kuran’dan başka bilgi kaynağı tanımadığı için 500-600 yıldır aynı çöplükte eşinmekte. AKP ve R.T.Erdoğan’a gelince: Cumhuriyet rönesansını her gün öldürmekte...


Yazarın Son Yazıları

‘Biz’ hastalığı 17 Ocak 2020
Paçavra gazete! 14 Ocak 2020
20 + 20 = 2020 5 Ocak 2020
Ulemadan Erdoğan 24 Aralık 2019
İslam düşmanlığı? 22 Aralık 2019
El Qanal Ooofffff İslambol 17 Aralık 2019