Olaylar Ve Görüşler

Büyük bir acının ardından

08 Aralık 2019 Pazar

Dr. Tülay arın

Bugün yine acının derinden dağladığı yüreklerimizde, tepki dolu olarak, bu kez Tütengil Hoca’nın nâşı başındayız. Ama gün, ağıt günü değil, ortak duygu, düşünce ve tepkileri, Onun anısına yaraşır biçimde dile getirme günü.

İstanbul Üniversitesi ve İktisat Fakültesi asistanları adına böyle bir yaklaşımla kısa bir değerlendirme yapacağım. Cavit Orhan Tütengil, son iki buçuk yıldan bu yana silahlı saldırı ile öldürülen yedinci bilim adamı. Onun daha önce öldürülen Ümit Yaşar Doğanay’la, Fikret Ünsal, Necdet Bulut, Bedri Karafatıoğlu, Bedrettin Cömert ve Orhan Yavuz’la ya da öldürülmek kastı ile saldırıya uğrayan Server Tanilli, Yavuz Sanalan ve diğerleri ile tek ortak yanı bilim adamı oluşu değildir. Onlar daha önemli ortak bir niteliğe sahipti. Demokrat ve ilerici idiler. Demokrasiye, özgür düşünceye ve bilime inanmışlardı. Çağa ve Türkiye’ye bakışlarının, yaklaşımlarının temel öğeleri bu inançtan kaynaklanıyordu.

‘Hakikati arama aşkı’

Tütengil Hoca’nın değişik tarihlerdeki yazılarından aşağıya aktardığım cümleler Onun bu inancını kanımca, belirgin olarak ortaya koyuyor.

Tütengil “Özgür düşünce ortamı”nı üniversite çalışmaları bakımından zorunlu görüyor ve şöyle söylüyordu, “Her türlü araştırma özgür düşünce ortamını zorunlu kılar. Gerçeklere yönelmek, objektif metotlarla yapılan inceleme ve araştırma sonuçlarını kamuoyuna açıklamak da ancak özgürlük ortamı içinde mümkündür... Fakat hepsinden önemli olan hakikati arama aşkıdır.”

Ona göre şu cümleler önemli bir gerçeği dile getirmektedir, “Bilginin iyi bir şey olduğu inancının kabul edilmesi bilimin ahlaki özelliğini göstermeye yeter. Eğer bilgi bir değer teşkil ediyorsa o halde bilgi edinmeyi tehlikeye sokan bütün faktörler istenmeyen şeylerdir...” (Sosyal Bilimlerde Araştırma ve Metot’dan 1978)

O, özgürlük ortamı içinde araştırma yapması gereken Üniversitenin “halka dönük” olmasını savunuyor ve bu kavramdan ne aldığını şu satırlar ile dile getiriyordu, “Söylemeye lüzum yok ki, üniversitenin halka dönük olması bazı vesilelerle kapılarını halka açmakla, halkın ayağına gitmekle veya bilim verilerini sözle ve yazı ile halka yaymakla sağlanamaz. Bunların yanı sıra Türkiye’nin sorunlarına eğilmek öğrencilerle birlikte yurdu tanımak ve incelemek, kabiliyetli fakat maddi olanaklardan yoksun halk çocuklarına üniversitelerin kapılarını daha cömertçe açmak ve yetiştirici-geliştirici kurslarla Türk toplumunun genel seviyesini yükseltici çalışmalarda, yayınlarda bulunmak da gerekir. Ancak, bunlar gerçekleştirildikten sonra bugün sırtı halka dönük olan üniversitelerimiz “Halka dönük üniversite” niteliği kazanabilirler. Bu yalnız görev anlayışının değil varlık sebeplerinin de icabıdır.” (1969)

Tütengil Fransa’da 1960’larda dinlediği “Sömürge Sosyolojisi” kuramlarının karşısına “Azgelişmenin Sosyolojisi” ile çıkıyor ve “Türkiye’nin azgelişmişler dünyasındaki rolünü ve yerini” göstermek istediği bu çalışmasında, azgelişmeyi yenmenin yolunu şöyle çiziyordu, “Bunun için yapılacak şey toplumun bütün sosyal kurumlarında ve işleyişlerinde uyumlu bir bütünü götürecek ‘ortak’ amaçlar da birleşilmesidir... Gelişme yolunu açıp temizlemeden uygulamanın nimetlerine ve külfetlerine herkesin eşitçe katılmasını sağlamadan çıkış yolu bulunamaz. Yurt yöneticileri, aydınlar, işadamları ve emekçiler mevcut düzeni kendi çıkarları doğrultusunda sürdürmek yerine çağdaş uygarlık düzeyine götürecek doğrultuda değiştirmek zorundadırlar.” (1970) 

Hedefi demokrasi, insanca yaşam

“Türkiye’nin çözüm yolu bekleyen pek çok sorunları vardır. Ve geçip giden zaman bu sorunların bazılarına çözüm yolu getireceğine önceki sorunlara yenilerini katmaktadır. Olaylar fikirlerin önünde gitmekte örtbas edip yanlış bir biçimde yorumlanmaları başka bir yerden patlak vermelerini önleyememektedir. Bu durumda akıl ilim ve sağduyuyu kullanarak doğru çözüm yolları üzerinde durulması gerekir... Tek yanlı görüşleri baskı metotları ile kitleye yayma tutumunun yerini çağımızda çokçu görüşlerin ikna yoluyla taraftar kazanması almıştır.

Bu görüşlerin sınırı ise, Anayasa tarafından çizilmiştir. Anayasanın sözüne ve özüne uygun düşen görüşlerin açıkça tartışılması, çözüm yollarının özgürlük içinde araştırılması gereklidir.” (Tütengil Hoca bu satırları 1971 Anayasa değişikliklerinden çok önce 1966’da yazıyordu.)

Bütün bunlar, Tütengil’e ve Tütengillere saldıranların gerçek hedefini bize gösteriyor. Yani hedefin demokrasi, özgür düşünce, bilim ve insanca yaşama olduğunu ortaya koyuyor. Biz geride kalanlar birçok kez tekrarladığımız şu inancımızı burada da dile getiriyoruz.

Korkmuyoruz

Saldırılar geride kalanları yıldırmıyor, korkutmuyor. Bilincimiz bilenmiş olarak bu yönde yolumuza devam ediyoruz.

Tütengil Hoca’nın söylediği gibi ”Ölenler önemli bir sorunun bilinip anlaşılmasına giderek çözümlenmesine aracı olabilirse görevini yaparak ölen bir insanın gönül huzurunu duyabilir ve duyurabilir. Benzer olayların Türkiye’nin hiçbir yerinde işlenmemesi için bir uyarı bir feryat olabilirse bir görev şehidi de sayılabilir.” O’nun önümüze serdiği uyarıyı daima ayakta tutmak bütün kulaklara duyurup ilerletebilmek gerekir.

Devlet ve toplu olarak sağ kalanları da düşünüp esirgemek bir görev olmalıdır. Bundan 20 gün önce Ümit Yaşar Doğanay’ın öldürülmesi karşısında bir grup üniversite mensubunun yayınladığı bildirinin yazılmasına katkıda bulunanlardan biri de Tütengil’di.

O gün katkıda bulunduğu satırları Onun duygu ve düşüncelerinin ifadesi olarak tekrarlıyor ve sözlerimi bitiriyorum.

“Son iki yılda öldürülen, öldürülmek kastıyla silahla saldırılan bütün öğretim üyelerinin demokrasiden yana yurtsever kişiler olması saldırıların yönünü ve amacını gösterdiği gibi silahın tetiğine basanların arkasındaki faşist cinayet odaklarını da açıkça ortaya koymaktadır. Cinayet zinciri demokrasiden yana herkesin kesin karşı çıkması ve kesin bir tavır alması gereken boyutlara varmıştır. Bu cinayet şebekelerinin üzerine kararlı şekilde gitmeyen iktidarlar sonu alınamayacak bu olayların sorumluluğunu da taşımaktadır. Demokrasiden yana bütün güçleri birliğe çağırıyoruz.” (20 Kasım 1979).

Anısı bilinçlerimiz daha da biledi. Bizlerle yaşayacak.


Yazarın Son Yazıları

Rauf Denktaş 13 Ocak 2020
Ne kadar susacaksın? 12 Ocak 2020