Sosyal devlet yok... Muhtaç yurttaş var!

12 Aralık 2019 Perşembe

Bütçe görüşmelerinde Türkiye’nin gerçeklerinden çok, siyasal çekişmeler öne çıkıyor. Arada gerçekleri dile getiren olsa da ya sesi duyulmuyor ya haber olmuyor!

Parlamenter sistem bütçeden doğmuştur. Sekiz asır önce İngiltere’de kral, halktan topladığı vergileri istediği gibi harcayıp üstüne yeni vergi koyunca homurdanmalar başlar:

Kral bizden topladığı vergileri çarçur ediyor!

Yeni vergileri kabul etmiyoruz...

Laflar kralın kulağına da gelir ama aldırmaz. Ancak halkın tepkisi yükselince bir heyetin vergi toplama ve harcama trafiğini denetlemesini kabul eder. İşte o denetimden parlamento doğar.

Parlamentoların temel işlevi yasa yapmanın yanında denetim gücüdür.

Türkiye’de bu gücün ne kadar zayıflatıldığını görüyoruz. 2020 yılı bütçesi üzerinde Meclis’in bir kuruş oynamaya bile hakkı yok. 2017’deki anayasa değişikliği ile bütçe yapma yetkisi Cumhurbaşkanı’na verildi.

Cumhurbaşkanı’nın, her şeyden tasarruf olur, itibardan olmaz, anlayışıyla bütçeyi nasıl kullandığı ortada. Aklına getirmiş olmayalım, bir yeraltı sarayı eksik!

*** 

En yalın şekliyle bütçenin tarifi şudur:

Halktan toplanan paraların harcanma önceliklerini sıralamak.

Önceliğiniz, müteahhitleri ihya etmekse, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin AKP’li üyelerinin yaptığı gibi borçlanma yetkisini ona göre verirsiniz.

Önceliğiniz emeklilikte yaşa takılanlar değilse, onların isteğini terör faaliyetinden ülkeyi planlayarak zarara sokmaya kadar her türlü olumsuzluğa yorabilirsiniz.

İstatistikler, son 10 yılda gelir uçurumunun daha da açıldığını gösteriyor. Milli gelirden en yüksek payı alan kesimle an az payı alanlar arasındaki makas artık iki haneli rakamlarla açıklanıyor.

Şöyle bir kurgu yapıldı:

Emekliden çalışanlara kadar tüm kesimlere hakkını verme, yaptığın kesintinin bir kısmını yardım olarak ver. Bu yardım için de “Ben gidersem bunlar da gider, ona göre” algısı yarat. Böylece hem sana muhtaç olsunlar hem de senin iktidar koruyucun olsunlar!

Buna, yoksulluğu çözmek değil, yönetmek, denir!

Bütçe rakamları bunun en somut göstergesidir.

*** 

AKP iktidarı sosyal devlet kavramının da içini boşalttı. Sosyal devlet, yurttaşa hakkını vermeyip yardım vermek değildir.

Bu insan haklarına da aykırıdır.

Sosyal devlet, insanların kimseye muhtaç olmadan yaşaması demektir. Bugün Türkiye’de yaşama geçen ise tam tersi.

Gündemde bütçenin yanı sıra asgari ücret var. 17 Aralık’ta bir toplantı daha yapılacak. Tarafların dillendirdiği rakam arasında gelir dağılımı kadar uçurum yok!

Görünen o ki 2 bin 400 lira civarında bir rakam üzerinde anlaşılmış. Bugünkü alım gücü, Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısındaki gücü dikkate alındığında asgari ücret, son 15 yılda yüzde 40 eridi. Bu durumda gerçek bir asgari ücretin 3 bin liradan az olmaması gerekiyor.

Türkiye’nin geldiği noktanın bir başka açıdan özeti şu:

Eskiden yoksullar, yardıma muhtaç kişiler bu durumunu saklama gereği duyardı. Bu duvar aşıldı. Artık saklama gereği duymadan yardım alma yollarını zorluyorlar.

Eskiden Türkiye’nin en zenginleri listesinde olmak iyi bir öne çıkma nedeniydi. O kişinin ya da kurumun bu başarıyı nasıl elde ettiği haber-dizi konusu olurdu. 21 Kasım’da en çok vergi veren ilk 100 kişi açıklandı. Gerçekte açıklanmadı. Zira 100 kişiden 57’si, yani yarıdan fazlası adının gizli kalmasını istedi. 

Fakirin durumunu açıklamaktan utanmadığı, zenginin ise kendini gizlediği sisteme ne ad verilir?

Bu çürümenin tarifidir!


Yazarın Son Yazıları

Avrupa Türkleri... 9 Şubat 2020
Suriye toplama kampı... 6 Şubat 2020