Dans edebilseydi bu kadar olmazdı

17 Aralık 2019 Salı

Şili’de kadın cinayetlerini protesto edenlere karşı orantısız güç kullanan ve iki gösterici kadını öldüren polislere karşı çıkarılan Las Tesis şarkısı ve dansı, CHP milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü tarafından TBMM’ye taşınmış.

TBMM’de Çevre Şehircilik ile İçişleri bakanlıkları bütçeleri görüşülürken, soru cevap bölümünde söz alan Saliha Sera Kadıgil Sütlü, “Las Tesis” dansı eyleminin yapılmadığı tek ülkenin Türkiye olduğunu belirttikten sonra sözlerini şöyle bitirmiş:

- Şimdi kadın milletvekilleri olarak, şiddet gören, öldürülen tüm kadınlar adına size iki çift lafımız olacak.

Bu sözlerin ardından CHP’li kadın vekiller, sıra kapaklarına vurarak Las Tesis’in sözlerini söylemeye başlamışlar.

İyi de yapmışlar, çünkü böylelikle kadın cinayetlerinden düzenin de birinci derecede sorumlu olduğu olgusu, yetkileri sınırlanmış, işlevi kuşa çevrilmiş de olsa, yine de milli iradenin tecelligâhında dile getirilmiş olmuş.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olaya sert tepki göstermiş, küçümseyerek “Eğer dansla olacaksa hepimiz dans edelim” demiş.

* * *

İçişleri Bakanı’nın tepkisi, söz konusu şarkının, özellikle şu bölümüne yönelik:

...Suç bende değil

Her neredeysem

Ne giydiysem.

Suç bende değil

Her neredeysem

Ne içtiysem

Suç bende değil

Tecavüzcü sensin

Öldüren sensin

Polisler, hâkimler, devlet ve başkan...”


Polisi, hâkimi, başkanı ile bütün bir düzeni hiç kaçacak nokta bırakmadan suçlayan bu dizelerin değil, yalnız Süleyman Soylu’nun ama görev başındaki herhangi bir içişleri bakanının hoşuna gitmemesini anlamamak mümkün değil.

Ama hoşumuza gitse de gitmese de ister Türkiye’de olsun, ister başka ülkelerde (çünkü bu sorun başka ülkelerde de var) kadın cinayetlerinin çökmekte olan erkek egemen düzenin bir sonucu olduğu gerçeğini de yadsıyamayız. Ve yine yadsıyamayız ki bir ülkede kadın cinayetlerinin sıklığı ile toplumun erkek egemen niteliğinin sertliği düz orantılıdır.

Eğer bir toplumda, kadın- erkek eşitliği, kadın erkek aynıyeti yanılgısıyla karıştırılıp kadın ile erkek eşit değildir görüşü egemen kılınmak isteniyorsa, kadını güya kutsar görünürken, onun işlevini yalnızca annelik ile sınırlayan bir görüş kabul ettirilmeye çalışılıyorsa, orada bütün bunları yapanlar kadın cinayetlerinin de ortaklarıdırlar.

Bütün sorun toplumun kadına bakışı ve kadının eşitliğinin gereklerinin yerine getirilmesi istemini dile getirişi karşısındaki tepkidir.

Şimdiye dek, erkeğin üstünlüğü yanlışıyla gelmiş ve kadını ikinci sınıf insan olarak kabul etmiş ve onu kendine tabi kılmaya çalışmış, onun kişiliğini vücudunu malı olarak kabul etmiş olan erkek, artık günümüz gerçekleriyle bağdaşmayan sözde üstünlüğünü yitirip eşitliğin istemleri ve dışavurumlarıyla karşılaşınca, eşit kadın karşısında şaşırıp kalarak en ilkel güdülerine dönmektedir.

Erkeği bin yılların birikiminin sonucu olan bu “yazılım hatası”ndan dolayı bir dereceye kadar mazur görmek mümkündür. Olayı anlayabilir ama sonuçlarını kabul edemeyiz.

* * *

Bunun için ilk yapılacak şey, kadın algımızı değiştirmektir. Toplum kadını ikinci sınıf yaratık olarak gördüğü sürece kadın cinayetleri bitmeyecek ve düzen de tepeden tırnağa bütün öğeleriyle bu cinayetlerin suç ortağı olmayı sürdürecektir.

Kadına bakışımızı düzeltip onun kişiliğiyle de vücuyla da malımız olmadığını içselleştirecek yolda kadın - erkek, yaratarak, üreterek, şarkılarla, türkülerle, danslarla kol kola yürüdüğümüz takdirde başarıya ulaşmak daha kolay ve daha çabuk olacaktır. Ne yazık ki “Dansla olacaksa hep birlikte dans edelim” diyen Süleyman Soylu veya benzerleriyle bu iş olamaz.

Keşke Süleyman Soylu da dans edebilseydi. Öyle olsaydı zaten kadın cinayetleri de bu boyutlara ulaşmazdı.


Yazarın Son Yazıları

Amaç ne? 7 Şubat 2020
Olgu ve algı 31 Ocak 2020
Eyvah, yine çaktık! 28 Ocak 2020
Doğrusu oydu 24 Ocak 2020
Belki de iyi oldu 21 Ocak 2020
Yargının hali 31 Aralık 2019
En büyük sorun 27 Aralık 2019