Herkes kendisiyle ‘yüzleşmek’ zorunda...

17 Aralık 2019 Salı

Başta siyasiler olmak üzere yazarlar, bürokratlar, sanatçılar, askerler, iş insanları, ama herkes kendisi ile “yüzleşmek” zorundadır. Korkmayanlar için esas yüzleşme, “bu dünyada” yaşanmak zorundadır.

Bu bir bakıma, “insanın kendisi ile konuşması, sohbet etmesi, kendini eleştirmesi hatta suçlaması bile olabilir”. Kimileri içten içe düşünerek, tartışarak, aynaya bakarak, dostları ile söyleşerek, kimi zaman benim gibi yazıp kamuoyu ile paylaşarak bunu yaparlar. “Yüzleşme” de yaptığım gibi sonbaharda Gündoğan’da, bahçedeki zeytin ağacının altında, “kendim için” tuttuğum bazı notları 90 sayfaya sığdırıp kendimle yüzleştim.(*)

50 yıl boyunca konuştuğum, çalıştığım, değer verdiğim, tartıştığım kimi insanlar: profesörler, gazeteciler, sanatçılar, politikacılar, askerler, yakın dostlar hatta kan bağım olan insanlar üzerinden, “kendi kendime sohbet ettim” ve yüzleştim.

İşin içine diğer insanlar” ve “toplumsal olaylar” da girince bir anlamda, “ilişkilerimde ve düşüncelerimde, kendimi eleştirdim”. Bir “anı notları” olmaktan çok, “kendimle sohbet, kendi kendimi sorgulama, doğru ve samimi yanıtlarını bulmaya çalışma şeklinde oldu”.

Başta siyasiler, düşünürler, yazarlar olmak üzere herkes aynaya bakıp kendisiyle yüzleşmek zorundadırlar. Notlarımı derlediğim küçücük kitabın adını da “Yüzleşme” koydum.

Dostlarımla, övdüğüm, sevdiğim, eleştirdiğim insanlarla “adeta yüz yüze bir daha konuştum”. Onları yazarken aslında kendi kendime konuşuyordum, sadece onlarla değil. Çünkü insanlar mimiklerinden ses tonlarına, kinayelerinden en köşeli eleştirilerine kadar “kendilerini sadece başkalarına değil, kendilerine de ‘ifşa’ etmiş olurlar”.

Ben “Yüzleşme”deki sade ve basit notlarımda, aslında kendimle hesaplaştım. Toplumsal olaylar karşısındaki aldığım tavır ve diğer insanlarla ilişkilerim üzerinden kendimi sorgulamaya, bir “insan” olarak kendime de “not vermeye” gayret ettim.

Kendilerini “sorgulayamayan” siyasiler sonunda kaçınılmaz olarak “toplumsal sorgulama” ile yüzleşmek zorunda kalırlar. Hatta tarih, “mizahi eleştirilere tahammül edemeyen radikal siyasilerle doludur”. Buna karşılık Charles de Gaulle bile, “karikatürlerim son günlerde iyice azaldı, halk beni artık pek sevmiyor galiba” diyerek kendi kendini sorguluyordu. Gelin şimdi Türkiye ile karşılaştırın! “Alınganlıklar” ile suçlar arasında bir paralellik mi bulunuyor yoksa?

Kimler mi var?

Yok yok! Asil Nadir, Hayrettin Karaca, Oktay Ekşi, Cavit Orhan Tütengil, İlhan Selçuk, Alev Coşkun, Raif Ertem, Şükran Soner, Reşat Ekrem Koçu, Alp Kuran, Gülten Kazgan, Sabri Ülgener, Memduh Yaşa, Ahmet Kılıçbay, Mükerrem ve Süreyya Hiç, İsmail Cem, Şaban Karataş, Doğan Koloğlu, Özer Ertuna, Emre Kongar, Bedia Akarsu, Demet Taner, Necla Arat, Gönül Çapan, Erdinç Tokgöz, Ülkü Başsoy, Prof. Stanford Shaw, Attilâ İlhan, Rauf Denktaş, Edward Heath, Yüksel Ülken, Mümtaz Soysal, Osman Okyar, İbrahim Cerit, Sencer Divitçioğlu, Andrew Mango, Demir Demirgil, İsmet Sungurbey, İsmet Giritli, Nermi Uygur, Emre Gönensay ve tabii ki İnönü’nün ardından gelen bizim “top” siyasiler ve 5-6 zirvedeki iş insanı… Gerçekten yok yok: benim, “her şey ve hiçbir şey” tanımlamam misali, bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde dercesine…

Evet kendimle, “onlar üzerinden de hesaplaştım”… onlarla konuşurken “hep kendim oldum”, izci kimliğimi artısıyla eksisiyle gösterdim. “60 insan benim için ne yazdı” kitabımda aleyhimde yazılanlara da geniş yer vermiştim, dört beş yıl önce.

Bütün bu “yüzleşmelerimin” 90 sayfaya sığdırılarak Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkması da bana ayrı bir mutluluk verdi.

Yaptıklarım ve uzun yıllardan beri özellikle de Cumhuriyet’te yazdıklarım kimilerinin hoşuna gitmedi. Bu yüzden de FETÖ tarafından Ergenekon kumpası ile Silivri’ye de gönderildim. Zekeriya Öz ile de Nisan 2009’da Beşiktaş’taki ünlü mahkemede, yüz yüze beni sorgularken hakaret ederek “yüzleştim”.

Zekeriya Öz beni “sözüm ona” sorgularken yüzüne karşı alay ettim, aşağıladım.


(*) Yüzleşme, E. Manisalı, Cumhuriyet Kitapları, 2019



Yazarın Son Yazıları