Yazgülü Aldoğan

Savaşa karşı çıkmak zordur, hain derler

10 Ekim 2019 Perşembe

Güneydoğu’daki illerde bütün sağlık personelinin izinleri kaldırıldı. Hastaneler yaralı kabul etmeye hazır. Gelecek şehitler için Urfa’da ceset torbaları da! Yığınak sürüyormuş. Savaşa giriyoruz! Türkiye’nin bekası buna bağlıymış ve yerel halkı oradaki eli silahlı zorbalardan kurtaracakmışız. Kiminle savaşacağız? ABD’nin bir yıldır TIR’lara yükleyip tonlarla silah verdiği, eğittiği, giydirdiği YPG-PYD, yani PKK’nin bir kolu olan Kürtler ve artık kendi ülkelerinin bile istemediği, lejyoner, kafa kesici, sözüm ona cihatçı IŞİD-DEAŞ, her neyse, çapulcu ile. Kimin desteğiyle? Daha önce bizim silahlandırdığımız, giydirdiğimiz, eğittiğimiz ve bölgeye yolladığımızın ertesi günü kıyafetlerini çıkarıp kaçtığını gördüğümüz, ÖSO’cularla. Nerede? Suriye topraklarında! Ne için? Kürtleri kovalayacak, savaştan kaçmak isteyen Arap Suriyelileri orada tutacak, hatta onlara 500 m2 büyüklüğünde bahçeli villalar yapıp, hatta bizdekileri de oraya yollayarak yaşamalarını sağlamak için. Ya güvenlikleri? Başlarında mı bekleyeceğiz? Bundan bahis yok. O kimsenin istemediği IŞİD-DAEŞ’lileri ve ailelerini ne yapacağız peki, biz mi keseceğiz, yoksa Esad’a mı devredeceğiz? Belli değil. Bu operasyonlar için 40 milyon dolar harcanacak. Ölen çocuklarımız, yaralanıp sakat kalan gazilerimiz, harcadığımız ve harcayacağımız para ne için? Suriyeliler, Suriye için mi? Şimdiye kadar harcadığımız gibi?

Baştan yanlıştı
Aslında ta başından beri orada işimiz yoktu. Ne Esad’ın Eset olmasına gerek vardı, ne Şam’da namaz kılma rüyalarına! Bu hayaller karşılığında sırtımızda 4 milyon Suriyeli, krizde çırpınan bir ekonomi var. Cumhur İttifakı’nın oyları tek başına yeniden seçilemeyecek kadar düşmüş, ekonomik verilerle oynanarak günü kurtarmaya çalışıyorlar ama çarşı pazardaki enflasyon yakıyor, artan baskı ve yatırabileceğinin çok üstüne çıkmış tutuklu, mahkûm sayısıyla cezaevlerindeki yönetilemez durum yüzünden adalet reformu taslakları yapılıyor.
Beyler, Suriye topraklarında savaşmaya kalkmadan önce tarih okuyun, Ortadoğu bataklıktır, içine giren çıkamıyor, ABD boşuna mı kaçıyor da kestaneleri almak için maşayı bize bırakıyor? Ülkeyi içinde bulunduğu ekonomik krizden kurtarmak asıl beka sorunumuzdur. Bırakın kavgayı, bırakın Trump’ın ayak oyunlarına kanmayı, Esad’la el sıkışın. Yarın düşüyor dediğiniz adam, hâlâ ülkesinde kuvvetli bir lider ve savaşı da kazandı. IŞİD-DEAŞ’ı da ne yapacaksa o yapsın, Fırat’ın doğusu diye içselleştirdiğimiz bölge, Suriye’nin kuzeyinden başka bir yer değildir ve biz uluslararası platformlarda, “Kimsenin toprağında gözümüz yok” deyip durduğumuza göre bırakın kendi sorununu da kendi halletsin! Suriye için ne daha fazla akıtacak kanımız, ne daha fazla harcayacak paramız var.

Barış isteyene hain derler
Bir ülkede savaş tamtamları çalarken karşı çıkmak, barış istemek zordur. Hainlikle suçlanır, linç edilirsiniz. Bu ülkede barış isteyenler bedelini hep mahkemelerde, hapislerde ödedi. Bu ülkenin aydınları bu konuda bedel öderken ana muhalefet partisi liderinin hem sorular sorup hem “İçimiz kan ağlayarak tezkereye EVET diyeceğiz” açıklamasının gerekçesi nedir? HDP’yle yan yana koyularak itibarsızlaştırılma korkusu mu? Kılıçdaroğlu’nun her anlamda cesur çıkışlarını bildiğim için bu savaş tezkeresine karşı çıkmayışına şaşıp kalıyorum! Ama Kılıçdaroğlu zaten bizi şaşırtmakla ünlü değil mi? Bir tamam oldu diyorsunuz, bir eyvah fabrika ayarlarına geri döndü diye dövünüyorsunuz! Kılıçdaroğlu’nun “dokunulmazlığımı kaldırmayan namerttir” diye gereksiz cesaret gösterilerine değil, (sonu kötü bitiyor çünkü) savaşa hayır demesine ihtiyacımız vardı, içi kan ağlayarak evet diyor, hepimizin içi fena halde ağlıyor! Barış için çırpınması gereken Dışişleri Bakanı’nın askeri kamuflajla poz verdiği konjonktürde muhalefet lideri de sorular sorsa da elini evet diye kaldırıyor. Ah benim bahtsız ülkem, masum insanlarım. Bize kurşunlar kalıyor!


Yazarın Son Yazıları