Yazgülü Aldoğan

Ver mehteri, muhalefet uyanmasın

17 Ekim 2019 Perşembe

İşimiz zor. Bırakın savaşa karşı çıkmayı, savaş demek bile yasak. Teröre karşı savaş olmaz, harekât olur, biz bir devletle savaşmıyoruz ki deniliyor. Evet, ama bir başka ülkenin toprağında savaşılıyor, bu durumda da Allah gecinden versin, bizim yanımızda “Milli Suriye Ordusu” varken o ülkenin gerçek ordusuyla karşılaşmayız inşallah. Savaşa karşı çıkanın hain ilan edildiği ortamda yapmaya çalıştığım ip cambazlığı gibi. Hem düşündüğümü söylemeliyim hem de ipin üzerinde durabilmeliyim. Oysa savaş varken sadece destek olmanız beklenir, susmak bile suçtur. Zaten biz hiç susmadık. Ta başından beri Suriye politikamızın yanlış olduğunu söyledik. Terörle mücadele politikalarımızın yanlışlığını, olmayan terörü azdırdığımızı da. Şimdi operasyona girildi madem, bunun diplomasi ayağının eksik olduğunu, sahada kazanılanın masada kaybedilebileceğini de söylemeliyiz. Monşerler diye diye küçük görüp merkeze çektikleri deneyimli diplomatlarımız yerine kayırmak kollamak istedikleri yandaşları büyükelçi yapmışlar, ne lobicilik yapılıyor, ne diplomasi. Yanımızda kala kala üç devlet kalmış, dünya bize karşı. Suriyelilere 40 milyon dolar harcamışız, bir o kadar daha harcamamız gerekirse harcarız diyor; sonra da vergi dilimleri yükseliyor. “Bırakın patates soğan fiyatını da bir mermi kaç para biliyor musunuz” diye soruyor bize. Biz ödeyeceğiz bunu. Hatta DEAŞ’lıları da biz rehabilite edeceğiz, hatta hapistekilerin sorumluluğu da bize yüklendi! On binlerce meczup, kafa kesen cani! Niye biz? Asker kıyafetli kadın korosu, savaşan evlatlarımıza milliyetçilik sosuyla savaş güzellemesi yapıyor. Savaşın öldürdüğü insanlar, yıktığı şehirler, satılan silahların yanında ne ki, ABD ve Rus ekonomisi iyiye gidiyor!

Gündem başkaydı
Yıkılan şehir demişken: İstanbul depreminin eli kulağında! Tam da bunu konuşuyorduk, 5.8’le sallandığımızda. Biz unuttuk, neyse ki Ekrem Başkan unutmadı, biz her zamanki tevekkülle işi Allah’a havale ettik. Savaş başlamadan gündemimiz başkaydı oysa. Kadına yönelik şiddeti, Emine Bulut davasını, güzeller güzeli Özbek Nadirova’nın şüpheli ölümünü konuşuyorduk. AKP milletvekili Şirin’in “Ben gönderecektim, kendi gitti” dediği kişi, nasıl olduysa kendine iki kurşun sıkmıştı, üstelik de vekilin silahıyla! Adalete inancın sıfıra düştüğü ortamda yargı reformunu konuşuyorduk. Esamesi okunmuyor şimdi, oysa tutuklular yıllarca yatıyor, hükümlüler 7 kişilik koğuşu 25 kişi paylaşıyor! Somalı madenciler, ödenmeyen tazminatları için yağmurun altında yollarda yatıyor. İşsizlik tavan yapmış, öğretmen adayları intihar ediyor, hukuk fakültelerine ilahiyatçı, tıp fakültelerine veteriner dekan atanıyor! Ekonomik kriz sadece küçükleri değil, büyükleri de sarsmış, her gün işyerleri kapanıyor, ama aman sesini çıkarma, milli beraberlik, birlik günü, ordumuz savaşta, şimdi sırası değil. Nasıl milli birlikse, Cumhurbaşkanı gazete yöneticilerine bilgi verecek, benim gazetemi çağırmıyor? Zaten savaşı da AKP İl Başkanları toplantısında açıklamıştı, devreler karışıyor, ne zaman Cumhurbaşkanı, ne zaman AKP Genel Başkanı kendi de karıştırıyor. “Millet İttifakı’nın parçalanması lazım” da diyor; herkesi AKP’ye üye olmaya da çağırıyor. Tabii o zaman aklımıza bu operasyon öncesi AKP oylarının yüzde otuzlara düştüğü, bir savaşın konsolidasyona yarayacağı geliyor. Ver mehteri, gün milli birlik beraberlik günü. Şehitlerimiz var. Ne hikmetse operasyon başka bir ülkenin toprağında ama şehitlerimiz daha çok bizim topraklardaki siviller! Niye önlem alınmamış, okul kapatmak yeter mi, sınır bölgesi niye boşaltılmamış, savaştan kaçıp ülkemize sığınmış ailenin 9 aylık bebeği niye kucakta ölüyor? Ve niye şehit ilan ediliyor? Onun kökeni Türk bile değil, dünyadan haberi olmayan bebecik, olsa olsa kurbandır.

Cambaz ip üstünde
Bu kadar yanlışı ben görüyorum da muhalefet partileri görmüyor mu, tabii ki görüyor. Ama onlar da ip üstünde cambazdır! Milliyetçilik rüzgârlarının pompalandığı yerde muhalefet de halaya ayak uyduruyor. Ordu seferde susmak zamanı deniliyor. Yanlışı söylemek erdemdir. O ülkenin başında Esad var, biz fetih yapmıyoruz. Yapmamalıyız. Suriyeliler de ülkelerine dönmeli. O ülkeye barış gelmeli. Bunun birinci şartı Esad’la masaya oturmaktır.


Yazarın Son Yazıları