Onu sahnede yitirmiştik

25 Aralık 2019 Çarşamba

Zehra Yıldız, adı gibi pırıl pırıl bir sopranoydu. Onu 1997’de bir kış günü Heidelberg’de yitirmiştik. O gece Beethoven’in tek operası Fidelio’daki başrolü oynamıştı. Acı haber Avrupa basınında da yer aldı. Zehra’nın eşi, opera sanatçısı tenor Süha Yıldız, onun adına bir vakıf kurulmasına öncülük etti. Bu vakıf günümüze kadar düzenlediği Zehra’yı Anma Konserleri’yle, genç operacılara burslar sağlamaya ve Zehra’nın adını yaşatmaya devam ediyor. Yıllardır aralık ayında düzenlenen Zehra’yı Anma Konserleri’nde yeni gençlerle tanışmanın heyecanını yaşıyoruz.

Birçok yazar onun zamansız ölümüne adeta isyan etmişti. Örneğin, Buket Uzuner şöyle diyordu: “Zehra Yıldız, yeteneğini ve zekâsını bireysel şöhret ve servet yerine, ülkenin ve dünyanın kültür servetine katkıda bulunacak bir yönde kullanmayı tercih etti. Yıldız, güzel bedenini, aşklarını, çocukluk ve ilk gençliğiyle ilgili her santimetrekareyi kullanarak, haber programlarından televoleye, paparaziye konu olur, dillerden düşmezdi. Ama öyle olmadı. Bu ülkede sayıları az da olsa, ne pahasına olursa olsun ünlenip gündemde kalayım demeyen sanatçılardan biri olmayı seçti.

Bu yıl Zehra’yı, ona hiç yabancı olmayan bir sahnede, Cemal Reşit Rey Salonu’nda 27 Aralık akşamı anacağız. Yurtiçinde olduğu kadar yurtdışındaki sahnelerde de ünlenmiş sanatçılarımız onun dağarcığındaki arya ve düetleri seslendirecekler.

Biz, izleyiciler de Zehra’nın ışığında bu gençlerle tanışmanın kıvancını yaşayacağız. Zehra’nın daha oynayacak çok rolü, söyleyecek çok şarkısı vardı.


İki Haydn arası modernizm

Klasik müzikseverler uzun yıllar boyu müzik sanatındaki yeni dili benimsemediler. Onlara çağdaş müziği sunmak için orkestralar iki klasikleşmiş yapıt arasına bir modern yerleştirip sandviç sundular. “Modern” olanı zorla sevdirme, sanatın başka hiçbir dalında bu denli zorla olmadı. Örneğin plastik sanatlar, edebiyat, dans, tiyatro, heykel, sinema gibi sanat dalları yeni deyişleri kendi doğal akışları içinde izleyicilerine kabul ettirdiler. Ama klasik müzik tutkunlarına bir sorun: çoğu, bırakın yeni tekniklerle örülmüş bir müzik dinlemeyi, o konsere gitmeyi bile reddetti. Adını duymadığı yeni yüzyıl bestecisini neredeyse yok saydı.

Geçen hafta İşSanat’taki Mahler Oda Orkestrası’nın da biletleri kuşkum yok ki programın başında ve sonunda yer alan Haydn’ın adı için böylesine satılmıştı. Haydn senfonilerini programdan çıkarın, acaba kaç kişi Martinu veya Ligeti’yi merak edecekti? Oysa ne Haydn’ın senfonileri bildik, ünlü olanlardandı ne de Martinu ve Ligeti’nin yapıtları anlaşılmayacak gibi korkunç, modern tınılar taşıyordu.

Mahler Oda Orkestrası, çağın büyük şefi Claudio Abbado tarafından kurulmuştu. Halen kırk beş ülkeden müzisyeni içeriyor. Nice yeni bestecinin dünya prömiyerini yapmış. Şefleri François-Xavier Roth aynı zamanda 2015’ten beri Londra Senfoni Orkestrası’nın daimi konuk şefi.

Çek besteci Bohuslav Martinu’nun (1890-1959) eseri piyano, timpani ve yaylı orkestrası için ikili konçerto başlığını taşıyordu. Macar besteci Gyorgi Ligeti’nin (1923-2005) eseri ise solo korno ve orkestra için “Hamburg Konçertosu” idi. Gerek Martinu, gerekse Ligeti çağımıza yön veren, aynı zamanda klasik kalıplara da göndermeler yapan besteciler. Haydn (1732-1809) senfonilerine gelince, onlar da Haydn’ın en bilinen senfonileri değildi ki! Ama sonuçta bu konser biz dinleyicilere çok şey öğretti.




Yazarın Son Yazıları

Uğur Mumcu anısına 29 Ocak 2020
Bir zamanlar İstanbul 15 Ocak 2020
Onu sahnede yitirmiştik 25 Aralık 2019
İki Altın Madalya 6 Kasım 2019
Sanat Can Simidimiz 23 Ekim 2019