Bugün atları gömersiniz, yarın birbirinizi…

25 Aralık 2019 Çarşamba

Adalar’da fayton olsun mu, olmasın mı?

Adalar’daki atların barınma ve çalışma koşulları iyileştirilebilir mi, iyileştirilemez mi?

Atların faytonlara koşulması onlara bir eziyet midir, yoksa atlar zaten bu iş için midir?

Faytoncular bu işten ekmek yiyen bir avuç yoksul insan mıdır?

Yoksa hayvanlara eziyet eden paragöz bir çete mi?

Elektrikli arabalar adalar için daha mı iyidir, yoksa bu yolla yine birileri zengin mi edilmektedir?

Koca bir ülke yıllardır bu sorularla vakit geçirdi.

Sanki…

Söz konusu yer, etrafı sularla çevrili minicik birkaç ada değildi de…

Olay, kontrol edilmesi güç çetelerin, haydutların, korsanların hâkimiyetindeki dev bir coğrafyada geçiyordu.

Zaman, hukukun, bilimin, toplumsal dengelerin, sosyolojik verilerin, gelişmiş iktidar modellerinin çoktan biçimlenmediği bir zaman değildi de…

Meseleyi kavramak için büyük bir sosyolojik devrim gerekiyordu.

Adaların üzerinde yaşayan ufacık bir nüfus…

Söz konusu olan birkaç ahır dolusu hayvan…

Korkunç bir trajediyi ellerimiz kollarımız bağlıymış gibi izledik uzaktan.

Artık anlayın;

Adalar’daki atların varlığıyla başa çıkamayan…

Olayı kaotik bir felaket mertebesine kadar yükseltip o güzel hayvanların telef olmasına göz yuman…

Ve işin içinden faytonların yasaklanması kararıyla çıkıp kurtulan idari akılların hükmünde bir ülkede yaşıyorsunuz.

Genlerinize işlemiş hatalı bir bilinçle diğer tüm canlıların insana “hizmet” etmek için yaratılmış ikinci sınıf varlıklar olduğuna ikna edildiğiniz…

Mezbahalarda, çiftliklerde asla sorgulanmayan bir etikle yetiştirilip kesilen kuzuların, koyunların, danaların, tavukların olağan varlığında bir avuç atın canı üzerinden yaratılan duygusal fırtınayı anlamsız bulmaya eğitildiğiniz…

Ve iktidarlara “size rağmen” sizin hakkınızda karar verme yetkisi tanımayı demokrasi sandığınız için…

O atların kaderinin kendi alnınızda da yazılı olduğunu görmüyorsunuz.

Ada’daki atların ne koşullarda çalıştırıldığını bugüne kadar nasıl hiç umursamadıysanız, kendi çalışma ve yaşama koşullarınız da umursamıyorsunuz.

Şu sıralar o atların başına ne geldiğini ve bundan sonra ne geleceğini göremediğiniz gibi, kendi başınıza gelenleri ve gelecekleri de göremiyorsunuz.

Hayvansever olmayabilirsiniz.

O güzel atların hırpalanan bedenleri, dev mezarlara üst üste gömülen cesetleri, insanların vahşiliğine emanet kaderleri umurunuzda olmayabilir.

Ama yaralı atları vuran bir soyun devamısınız.

Ve kapitalizme gönüllü olarak verdiğiniz ehliyetle, yaralı insanı da vuran bir ahlakı kendiniz yaratmaktasınız.

İnsanların yoksulluktan ardı ardına intihar ettiği ve iktidarın bu intiharları gerçek nedenleriyle kayda geçirmemek için bin bir dolap çevirdiği bir zamanda…

Etrafı sularla çevrili daracık alanlarda başa çıkılamayan “çetelerden” bahseden ve çözümü o çetelerin ıslahında değil, atların ortadan kaldırılmasında bulan aklın avcunda yaşadığınız şu zamanda…

Bugün atları vururlar… yarın sizi.

Bugün atları gömersiniz, yarın birbirinizi…





Yazarın Son Yazıları

Bekçiler ve vatandaşlar 28 Şubat 2020
En az üç çocuk 21 Şubat 2020
Bu ülkenin felaketi 7 Şubat 2020
Bir milyon Suriyeli 5 Şubat 2020
Savaşın cazibesi 10 Ocak 2020