Her Cumhuriyet  bir meşaledir...

26 Aralık 2019 Perşembe

Cumhuriyet, gazeteciliğin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine bağlılığın gereği olarak laikliğe yönelik saldırılara ilk tepki gösteren kurum oluyor.

19 Aralık 2019 tarihli Cumhuriyet’in başlığı şuydu:

Resmen şeri karar

Faizsiz finans kuruluşlarının denetçileri için yayımlanan hükümler, pozitif bilime, evrensel hukuka aykırı bir şekilde, hukuk devletine paralel başka bir mekanizma içeriyordu. İnsanların inançlarıyla ilgili değerler, Resmi Gazete’de resmi bir denetim unsuru olarak sunuluyordu.

Arkadaşımız Işık Kansu’nun kaleme aldığı haber, “Türkiye nereye gidiyor” sorusunu soran herkesi kaygılandıran bir içerikteydi. Ertesi günkü gazetenin manşetinde ise şu başlık vardı:

Şeriat çalıştayı

Bu haberin yayımlandığı 20 Aralık günü Akit TV, gazeteyi ekranda sallayıp şu yorumu yaptı:

Cumhuriyet’e bomba mı atalım!

Biz bu tehditleri tanıyoruz. Yaşadık...

*** 

Tehdit, aklıma Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı ve Cumhuriyet’e yıllar önce atılmış bombaları getirdi.

13 Mayıs 1999’da o günün Akit gazetesi birinci sayfasında Kışlalı’nın fotoğrafını basıp üstüne çarpı atmıştı. Altında da şu yazılıydı:

Yuh pişkin zorba. Zorba Kemalist gemi azıya aldı.

Kışlalı’nın “suçu” bir köşe yazısıydı!

Bundan beş ay sonra 21 Ekim 1999’da Kışlalı, aracına konan bomba sonucu alçakça katledildi.

Cumhuriyet pek çok yazarını şehit verirken, kendisi de saldırıya uğradı. 5, 10 ve 11 Mayıs 2006’da üç kez bombalandı. 17 Mayıs’ta da Alpaslan Arslan, Osman Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu alçak bir organizasyonla Danıştay saldırısı yapıldı. Faillerin bir kısmı hemen yakalandı. Ortaya çıktı ki, Cumhuriyet’e bomba atma eylemini de onlar organize edip azmettirmiş. Eğer güvenlik güçleri Cumhuriyet’e saldırıyı hemen aydınlatsalardı, Danıştay saldırısı olmayacak, Mustafa Yücel Özbilgin öldürülmeyecekti.

Cumhuriyet’e bomba asıl dava aşamasında çarpıcı hale geldi. Önce dava tek olarak görüldü. Kurgu hali mahkemede de dikkat çeken Alparslan Arslan’a uyup bomba eylemini yapanlar, yattıkları hapsin alacakları cezaya karşılık geleceğini düşünüp dava sonucunu beklediler. 

Ancak 12 Eylül 2010 referandumundan sonra yargılamalara yeni ayarlar verildi. Cumhuriyet’e bomba davası da Ergenekon’la birleştirildi. 

2011 yılı ikinci yarısıydı. Birbirine benzemez 17 iddianame birleşmiş, Ergenekon özenle içinden çıkılmaz hale getirilmişti. Tüm sanıkların katıldığı duruşma günlerinden birinde, mahkeme salonuna çıkmadan önce bekletildiğimiz küçük barakada tutuklu sanıklardan biri yanıma geldi. Sordu:

- Abi sen bilirsin, bizim halimiz ne olacak? Daha ne kadar tutuklu kalırız?

Sordum:

- Sen bu davanın hangi iddianamesinden yargılanıyorsun?

Demez mi:

- Cumhuriyet’e bomba atmaktan!

O an Zekeriya Öz’ün beni tutuklamaya sevk etmeden 

önceki 31 saatlik sorgusunda yönelttiği ilk soru aklıma geldi:

- Uğur Mumcu’yu öldüren örgüte üyesin, olmadığını ispat et?

Şimdi de Cumhuriyet’i bombalayanlarla aynı davanın içindeydik!

Artık birinci öncelik, beden ve beyin sağlığını korumaktı!

Bugünden o günlere bakıyorum, davanın her aşaması manevi suikast girişimleriyle doluydu.

***

Cumhuriyet bugün de gerçekleri yazdıkça, karanlık kafalıların boy hedefi.

Tehditlerin Cumhuriyet’i, Cumhuriyetçileri yıldıramayacağını bunu yapanlar da biliyor.

Her okur, her manşet, açığa çıkarılan her gerçek bir meşaledir.

Meşaleler arttıkça, karanlık yok olacak.



Yazarın Son Yazıları

Avrupa Türkleri... 9 Şubat 2020
Suriye toplama kampı... 6 Şubat 2020