Arafta insan…Belirsizlikte yaşam...

03 Ocak 2020 Cuma

Libya’ya asker gönderme girişimleri bizi bölgede bir savaşın içine doğru sürükleyecek mi?

Paramız sürekli değer kaybediyor; yoksullaşıyoruz, öte yandan gıdaya, giyime, ekmeğe, ulaşıma, suya, elektriğe ödediğimiz bedel sürekli artıyor? Peki nereye kadar?

Eğitim bir bilinmeze doğru sürükleniyor. Özel okullar, özel üniversiteler ya kapanıyor ya el değiştiriyor. Belli ki yolunda gitmeyen temel şeyler var. Eğitimin kalitesini artırmak için bugüne kadar gözle görülür bir şey yapılmadı. Ya bundan sonra?

Şimdilik bir işim var? Ama nereye kadar? Her an kapının önüne konulabilirim ya da işyerim kapanabilir? O zaman ne yapacağım?

Gencim ve işsizim, hem de çok uzun bir süredir... Ne yapacağımı bilemiyorum, geleceğe ilişkin umutlarım giderek azalıyor...

2020’nin ilk günleri... Bunlara kişisel ve toplumsal onlarca soru daha ekleyebiliriz? Hatta bölgesel ve küresel olarak da genişletebiliriz... İklim değişikliğinin, çevresel tahribatın henüz tam olarak öngöremediğimiz etkilerini de ekleyebiliriz...

Ortak noktaları ise belirsizlik.

Hiçbir şeyin kesin olmadığı bir çağda yaşıyoruz.

Aslında zamanımızdan 2000 yıl önce yaşamış olan doğa bilgini Büyük Plinius’un dediği gibi “Zamanımızda kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kesin olmaması”. Plinius, ilk ansiklopedi olarak kabul edilen Historia Naturalis adlı yapıtının önsözünde yarınından emin olmadan yaşamanın yarattığı korku ve kaygıyı böyle diye getiriyordu. MS 1. yüzyılda Roma iç çatışmalar, iktidar kavgaları, güç mücadeleleri ile çalkalanıyor, insanlar güvenecekleri bir dal bulamamanın sıkıntısını yaşıyorlardı.

Demek ki 2000 yıldır dünyada pek de bir şey değişmemiş. Ve belli ki belirsizlik bitmeyecek. Üstelik kötü haber: Son 20 yıldır belirsizliğe olan tahammülsüzlüğümüz giderek artıyor. Bu konuda Kanada’da Regina Üniversitesi’nde yapılan araştırmanın sonuçları geliyor, şu elimizden eksik etmediğimiz akıllı telefonlara kadar dayanıyor. Cep telefonlarının ortaya çıkışı ile belirsizliğe tahammül sınırımız da azalmaya başlamış. Soru işareti taşıyan her konuda telefona sarılmak ya da internete başvurmak çoğu zaman sorunu çözmediği gibi tahammülsüzlüğü de artırıyor. Örneğin eş ya da sevgililerini sürekli olarak telefonla arayarak kontrol etmek ya da çiftlerin karşılaştıkları ilk anlaşmazlıkta beklemek yerine boşanmayı tercih etmeleri... Toplumsal hoşgörüyü, farklılıklara saygıyı da azaltan bir unsur bu durum.


Tüm bunlar ne anlama geliyor?


Yaşamsal önem taşıyan kararlarımızda belirleyici oluyor. Örneğin tıbbi tavsiyelere kulak tıkama, kişisel sorunlarla mücadelede kolaya kaçma, siyasi iktidarın aldığı kararlara tepkisiz kalma, iklim değişikliği ile mücadelede bireyin rolünü küçümseme gibi son derece önemli sonuçları var. Aslında bu konuya Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 20 Aralık sayısında geniş yer ayırmıştık. Yeni yılın ilk günlerinde bu köşeye taşımak istedim.

Öyleyse ne yapacağız?

Belki öncelikli konu bu durumun farkında olmak. Kendimizi kaygı seline kaptırmak yerine, belirsizlikte baş edebilme becerisini geliştirmeye çalışmak...

Kişi olarak yapabileceğimizin en iyisini yapmaya odaklanmak...

Örgütlü gücün önemine inanmak ve bunun bir parçası olmak. Örneğin Kanal İstanbul’a itiraz dilekçesi verebilmek için saatlerce soğukta yağmurda beklemek; asker gönderme teskeresini durdurabilmek, ÇED raporuna aykırı şekilde inşa edilmeye çalışılan enerji santrallarına karşı eylemler... Hepsi de önemli çıkış noktaları... En azından “elimizden geleni yaptık” diyebilmek için...


Yazarın Son Yazıları

Merak bu ya... 14 Şubat 2020
Simit... 20 Aralık 2019
Katil kim? Suçlu kim? 6 Aralık 2019
Çözüm kimde, nerede? 29 Kasım 2019
Ezber bozmak 15 Kasım 2019