Savaş kötüdür, iç politikada kullanılması daha da kötüdür

07 Ocak 2020 Salı

Politika ve savaş iç içe geçmiş iki fenomendir:

Genellikle askerler, savaşı, politikanın devamı, onun bir aracı, siyasal hedeflerin düşmanlara zorla kabul ettirilme yöntemi olarak görürler.

Büyük ve güçlü emperyalist devletler, ABD’nin son dönemde yaptığı gibi, bu görüşe uygun bir biçimde, kaba kuvvete, zorbalığa dayalı olan savaşı kendi çıkarlarını ve politikalarını dünyaya dayatmak için kullanırlar.

İlginç olan nokta, bağımsızlığını emperyalist İngiltere’ye karşı yaptığı savaşla kazanmış olan ABD’nin sonradan, bütün dünyaya kendi çıkarlarını savaş aracılığıyla dayatma geleneğini oluşturmuş bulunmasıdır.

Hiç kuşkusuz ABD’nin bu “zorba emperyalist geleneğinin” oluşturulmasında ve sözde meşrulaştırılmasında, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, özellikle de Hitler’in saldırganlığı önemli bir gerekçe rolü oynamıştır.

Ne yazık ki, aynı sözde meşrulaştırma” rolü bu kez, “Radikal Siyasal İslam” adına terör eylemleri yapan El Kaide ve IŞİD gibi (kuruluşlarında ABD’nin desteği ya da parmağı olan) dinci örgütler tarafından yüklenilmiştir.

*  *  *

Gerekçesi ne olursa olsun, bütün saldırı savaşları gayri meşrudur, cinayettir; sadece savunma için yapılan savaşlar meşrudur.

Gayri meşru savaşların en güzel örnekleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında verilmiş olup, zamanımızda da Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da sürdürülmektedir.

Buna karşılık, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde işgalci güçlere ve onların destekçileri olan Halife Ordu’su ile dincilerin isyanlarına karşı yürütülen Türkiye’nin İstiklâl Savaşı, tarihteki en meşru, ne haklı savaşların başında gelir.

Üstelik Kurtuluş Savaşımız sırasında Mustafa Kemal Atatürk, dış politikayı, Sovyetler Birliği ile yakınlaşarak, Fransa’yla yumuşak bir atmosferde, İtalya, Almanya ve İngiltere arasında ise tem bir virtüöz dehasıyla yürüterek, dış politikanın bir savaşın kazanılmasında ne kadar işlevsel olabileceğinin en güzel örneğini vermiştir.

*  *  *

Erdoğan/AKP iktidarının Ortadoğu’da, rejimleri ya da iktidarları değiştirmek amacıyla, belirgin bir mezhep çizgisinde giriştiği, karıştığı savaşlar, emperyalistlerin işine yarayan yanlış savaşlardır.

Bu nedenle Suriye’de tam bir çıkmazın içine düşülmüştür.

Libya’da da, aynı hatanın, üstelik daha uzak, daha zor topraklarda ve daha da belirsiz koşullarda tekrarlanması gündemdedir.

İçeride büyük bir destek kaybına uğradığı son yerel seçimlerde açıkça ortaya çıkan iktidarın dışarıdaki bu hamle ile toparlanması olanaklı değildir; tam tersine zayıflamayı hızlandıracaktır.

*  *  *

Aynı durum ABD için de söz konusudur:

İranlı General Kasım Süleymani’nin Donald Trump’ın emri ile öldürülmesinden sonra sosyal medyada Trump’ın eski bir videosu dönmeye başladı:

2011 yılında çekilen videoda Trump, Obama’nın seçim kazanmak için İran’a saldıracağını iddia ediyor.

Başkanlık seçimi öncesinde başlatılan “azledilme” süreciyle boğuşan, görevini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olan ve içeride destek kaybeden Trump’ın, başkanlık seçimini ikinci kez de kazanmak amacıyla o dönemde Obama için ortaya attığı senaryoyu bugün bizzat kendisinin uyguladığı söyleniyor.

*  *  *

Yanlış politikalarla ülkelerindeki Temel Hak ve Özgürlükleri ve Ekonomik Refahı zedeleyen iktidarların, dışarıda giriştikleri savaşlardan iç politikada medet ummaları “olmayacak duaya amin” niteliğindedir...

Tam tersine böyle savaşlar iktidarların içeride daha hızlı yıpranmalarına ve iktidardan daha çabuk düşmelerine yol açar.

SAVUNMA AMAÇLI OLMAYAN BÜTÜN SAVAŞLARA HAYIR...

YAŞASIN BARIŞ VE DEMOKRASİ!


Yazarın Son Yazıları

Ekmeğimizle oynuyorlar 11 Şubat 2020
Adalete güven? 9 Şubat 2020
Suriye’deki açmaz! 6 Şubat 2020