Ayşegül Yüksel

Fadik Sevin Atasoy'un dünyasındaki esin perisi: 'Muse'

07 Ocak 2020 Salı

Fadik Sevin Atasoy son yıllarda izlemediğimiz, ama tiyatro ve sinemada azımsanmayacak 

oranda emeği olan genç bir sahne sanatçısı. Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden lisans ve yüksek

lisans derecelerini aldıktan sonra ABD’nin çeşitli üniversitelerinde yazarlık ve dramaturgi konularında eğitim

görmüş olan Atasoy, 2000 yılından başlayarak Devlet Tiyatroları’nda beş yıl çalışmış. Bulgaristan Devlet

Tiyatrosu’nun davetiyle “Carmen Müzikali”nde başrolü oynamış. 2008’de babası Sönmez Atasoy’un

New York’ta kurduğu ilk Türk tiyatrosunda “Kanlı Nigâr” oyununun Nigar’ını ve “Keşanlı Ali Destanı”nın Zilha’sını

oynayarak tanınmış. Son olarak da özgün adı “Muse 90401” olan -kendi yazdığı-bir müzikal oyunla ABD’de sahne almış.

Gülmece yüklü bir müzikal

Bu tek kişilik müzikal oyun şimdilerde Ankara Tatbikat Sahnesi’nde sunuluyor. Müziğini Emir Işılay’ın yaptığı, Erdal Beşikçioğlu’nun sahnelediği

ve Fadik Sevin Atasoy’un oynadığı, bu 65 dakika süren tek perdelik gösterinin giysi tasarımcısı Özlem Süer, koreografı

Bahar Keleş, piyanisti de Murat Köselioğlu. “Muse” Ankara Tatbikat Sahnesi’nde 7-8 ve 22-23 Ocak tarihlerinde sunuluyor.


Sevimli ve gülmece yüklü, “kadın” konusuna adanmış bir ileti taşıyan oyun bizi fantezi bir dünyaya götürüyor. Konumuz, mitolojideki tanrıların

buyruğu altında çalışan körpecik bir esin perisinin (Muse’un), yeryüzündeki insanlara hizmet verirken, yaratıcı ustalarda izlediği “erkek egemen” yaklaşıma

karşı çıkışıyla başlayan tedirginliği ve sonuç olarak da “kadın”ın hakkını veren yapıtlar üretmek için, yeryüzüne “insan” olarak gitme isteğidir.

Erkek egemen dünyanın yapıtlarında kadına biçilen yazgı

Sanat Gezegeni’nin tanrısal yargıçları ise bu isteğe sıcak bakmadıkları gibi, Muse’u yeryüzündeki erkek ustalardan aldıkları şikâyetler doğrultusunda,

görevi kötüye kullanma suçuyla yargılamaktadırlar. Oyun, Muse’un, Tolstoy’un “Anna Karenina”, Shakespeare’in “Antonius ve Kleopatra” ve Leonardo da

Vinci’nin “Mona Lisa” adlı yapıtlarında odaklanan savunmasını şarkılar, resitatifler ve içseslerin dışavurumu yoluyla dile

getirdiği yargılanma sürecini gösterir.


Muse karakteri yanında, oyunda adı geçen kadın kahramanları da canlandıran Fadik Atasoy, gerek fiziği, gerek oyunculuğu gerekse sesiyle

artık pek sık rastlamadığımız bir enerji yüklemesiyle dolduruyor sahneyi. Bir başka deyişle, sahne sempatisi yüksek. Daha da önemlisi, seyircisiyle sıcak

bir iletişim kurmak için kendini paralamadan sunuyor yorumlarını. Sahneye egemen olan görsel-işitsel karizmasıyla, 1960’lı/70’li yıllarda müzikal

oyunculuğunda zirve yapan Ayten Gökçer’i çağrıştırıyor hemen.

‘Muzip’ bir sahneleme

Erdal Beşikçioğlu yalın bir sahneleme öngörmüş. Piyanist figürü, görüntünün bir parçası olarak etkin. Özenli bir ışık kullanımıyla, hem Muse hem de

yorumladığı kadın kişiler canlandırılıyor. Sanat Gezegeni’nden gelen yıldırım ve şimşekleri imleyen ses efektleri de oyundaki ve sahnelemedeki “muzip” yaklaşımı destekliyor.

“Muse” oyunuyla Edinburgh Fringe Festivali’ne de katılan Fadik Atasoy’u daha büyük yapımlarda izlemek isteriz.


Yazarın Son Yazıları

Yeni bir Lüküs Hayat 29 Ekim 2019
Yaz okumaları 3 Eylül 2019
Babamın denizleri 20 Ağustos 2019