Montrö’yü kafaya takmak

10 Ocak 2020 Cuma

Kanal İstanbul, gündemi hızla değişen Türkiye’nin bu yapısına karşın tartışmaların odağındaki yerini koruyor. Arkadaşımız Mehmet Ali Güller’in 2 Ocak 2020 tarihli “Karadeniz’e NATO yolu” yazısındaki açıklamasından sonra, Kanal İstanbul tartışmasının odağına da Montrö Boğazlar Sözleşmesi geldi oturdu. M. Güller söz konusu yazısında, Kanal İstanbul ÇED raporunun 1426. sayfasında Saroz Körfezi’nden Zincirbozan mevkiinden Marmara Denizi’ne bir kanal açılmasının önerildiğini açıklamaktaydı.

Başlangıçta pek fazla kişinin dikkatini çekmeyen bu öneri yaşama geçtiğinde, Kanal İstanbul gerçekten arkadaşımızın belirttiği gibi “Karadeniz’e NATO yolu” haline gelecektir.

Olayı daha iyi kavramak için, 1936 tarihli Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi’ne kısaca göz atalım.


* * *


20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini kabul etmektedir.

Daha önce Lozan’ın Boğazlar ile ilgili hükümleri bu nitelikte olmayıp Boğazlarda askersizleştirilmiş bölgeler oluşturulması ve bunun da Milletler Cemiyeti tarafından saptanacak bir uluslararası komisyonca denetlenmesi öngörülmekteydi.

Dünya ikinci paylaşım savaşına doğru hızla evrilirken, Milletler Cemiyeti’nin aczi ortaya çıkınca beliren elverişli koşullardan yararlanan Türkiye’nin ön ayak olmasıyla 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi sivil gemilerin bu suyolundan geçişlerini serbest kılarken, savaş gemilerinin geçişlerine, nitelik, tonaj ve Karadeniz’de kalma süreleri açısından, bu denize kıyıdaş olmayan ülkelere bazı kısıtlamalar getirmiştir.

Denizlerde seyrüsefer serbestisi üzerinde hiçbir kısıtı kabul etmeyen ABD’nin 19. yüzyıl başından itibaren yürüttüğü temel politika Montrö’nün ruhuyla çatışmaktaydı.

Sözleşme hükümlerini uygulama yetkisine sahip olan Türkiye ise yorumlarında, sözleşmenin ruhuna uygun davranıyordu. Nitekim 1970’li yıllarda Sovyetler’in Minsk ve Kiev savaş gemilerinin, NATO’nun bunların uçak gemisi oldukları yolundaki görüşüne karşın Ankara, bunların münhasıran uçak taşımaya yönelik olmayan su üstü savaş gemileri olduğu gerekçesiyle Boğazlardan geçmesine izin vermişti.

Zamanla, ABD’nin Karadeniz’deki askeri ağırlığını artırma niyeti, Washington’ın, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kıyıdaş ülkelere ayrıcalık tanıyan maddelerinin değiştirilmesi için kulis faaliyetini yoğunlaştırmasına neden oldu.

Günümüzde, Kanal İstanbul’un gündeme gelmesi, dikkatlerin Montrö Sözleşmesi’nin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişiyle ilgili maddelerinin üstünde yoğunlaşmasına yol açtı.

Gerçekten de Karadeniz’e kıyısı olmayan herhangi bir ülke (pratikte tabii ki ABD) savaş gemilerini İstanbul Boğazı’ndan değil de Kanal İstanbul’dan geçirerek Karadeniz’e soksa, Boğazlar Sözleşmesi’nin kısıtlayıcı hükümlerinden kurtulamaz mıydı?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi adından da anlaşılacağı üzere, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının her ikisini de kapsadığına göre, böyle bir olasılık mümkün değildi.


* * *


Ama ÇED raporunda ileri sürülen öneri şimdi, Montrö’nün iki kanalla baypass edilme imkânını ve böylelikle, Karadeniz’in bir barış denizi olmaktan çıkarılması olasılığını doğuruyor.

Cumhurbaşkanı geçen hafta CNN Türk ve Kanal D’nin ortak yayındaki basın söyleşisinde Kanal İstanbul ile ilgili olarak şunları söylüyordu:

- Montrö’yü kafanıza takmayın!

Cumhurbaşkanı’nın bunları söylerken aklından neler geçiyordu, bilemeyiz ama bizim Montrö’yü kafamıza takmamamıza imkân yok.

Çünkü Montrö topraklarımız üzerindeki mutlak egemenliğimizin kapsamına Boğazları da dahil eden ve bu niteliği yüzünden Lozan’ı tamamlayan bir tapu senedidir.

Bu tapuyu deldirtmek aklın alacağı iş değildir.


Yazarın Son Yazıları

Amaç ne? 7 Şubat 2020
Olgu ve algı 31 Ocak 2020
Eyvah, yine çaktık! 28 Ocak 2020
Doğrusu oydu 24 Ocak 2020
Belki de iyi oldu 21 Ocak 2020
Yargının hali 31 Aralık 2019
En büyük sorun 27 Aralık 2019