Tuncay Mollaveisoğlu

‘Varlık Fonu’, kimin varlığı?..

10 Ocak 2020 Cuma

Medyanın haber vermek yerine; halkla ilişkiler, PR, tanıtım aygıtına dönüştüğü günlerde Cumhuriyet, gazetecilik çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşıyor. Son günlerde Türkiye Varlık Fonu’na büyüteç tutan haberlere imza atık. Türkiye’nin gözbebeği kurumları; THY’den PTT’ye, Çaykur’dan BOTAŞ’a kadar Varlık Fonu’na devredildi.

Fona devredilen şirketlerde olağanüstü zararlar meydana geldi. Dolu kasalar boşaldı, şirketlerin değerleri düştü. Sayıştay denetimi ortadan kalkınca içerde ne olup ne bittiği, Meclis’in dolayısı ile milletin gözetiminden çıktı.

AKP’li danışman, bürokrat, eski vekil, eş, dost, akraba kim varsa bu kurumlara dolduruldu. Yüksek ballı maaşlar, imkânlar sağlandı. Satın almalarda, ihalelerde yolsuzluklar yapıldı, yapılıyor...

Türkiye Varlık Fonu bir fırsat yerine ekonomi için bir tehdit haline geldi. AKP iktidarının dilediğini yapabildiği milyarlarca dolarlık fona dönüştü.

Hazine’nin de durumu farklı değil... Yap işlet devret modeli ile havuz müteahhitlerine olağanüstü imkânlar ve ayrıcalıklar sağlandı. Bu modelin gerekçesi; devletin dev yatırımları yapacak parasının olmamasıydı. Ancak görülen o ki havuzcularda da para yok. Çünkü aralık ayında yapılan bir değişiklikle Hazine, müteahhitlerin tüm kredi yükümlülüklerine kefil oldu!

Yani bu şartlarda sizler de köprü, tünel, yol işlerine girebilirsiniz. Nasılsa arkanızda Hazine var!

İktidar yap işlet devret sistemi ile açık ihale yapmadan dilediği firmaları çağırıp milyar dolarlık projeleri verebiliyor. Hazine’yi kefil yapıyorsanız bu projeleri neden açık ihale ile devlet projesi olarak gerçekleştirmediniz?

CHP milletvekili Abdüllatif Şener, konu ile ilgili haberimizi Meclis’e soru önergesi olarak taşıdı. Bakalım ne yanıt gelecek?

Kamu bankaları hükümetin cüzdanı değildir...

Üç kamu bankası, yönetiminde damat kayınpeder ikilisinin olduğu Hazine’ye ve Varlık Fonu’na devredildi. Bankalar Saray’a bağlandıktan sonra kârlarında olağanüstü oranda erime meydana geldi. Ziraat Bankası ve Halkbankası’na görev zararı karşılığı 3.6 milyar TL aktarıldı.

Kamu bankaları önceki iktidarlar döneminde de siyasetçiişadamı bürokrat üçgeni içinde soyuluyordu. Geri dönmesi imkansız krediler yandaş işadamlarına ve dönemin bazı medya guruplarına aktarılıyordu.

AKP iktidarı boyunca da durum değişmedi. Geri dönmesi mümkün olmayan ancak siyasi baskı nedeniyle yüzdürülen, canlı tutulan kredinin miktarı nedir, merak konusu...

Türkiye’yi büyük bunalıma sürükleyen 2001 krizinin arka planını o yıllarda “Güve: Bir Türkiye Filmi” adlı kitapta yazmış, AKP’den önceki iktidarların kamu bankalarını nasıl soyduğunu belgeleri ile anlatmıştım.

2001’de tüm bankalardan kullandırılan ve temerrüde düşen, yani ödenmesi mümkün olmayan kredilerin oranı yüzde 7 idi. Günümüzde yalnızca enerji şirketlerinin tüm bankacılık sistemine olan toplam borcu 50 milyar dolar civarında ve bu borçların ödenmesinde büyük sıkıntılar yaşanıyor.

Kamu bankalarının da; çoğunluğu yandaşlardan oluşan ve bugün büyük kriz yaşayan enerji firmalarına açtığı milyar dolarlık krediler var. Enerji firmalarına verilen kredilerin yanı sıra “mega projelere” ve havuz müteahhitlerine aktarılan kredilerin ne durumda olduğunu BDDK murakıplarının incelemesi ve TBMM ile halka bilgi vermesi sorumluluklarının gereği.

Cumhuriyet'e açılan davalar

Gazetemizin duayen kalemlerinden Işık Kansu’ya, Ankara’nın kalbine inen hançer kuleler ve perde arkasını anlattığı yazısı nedeniyle dava açıldı. Tazminatın boyutu 2 milyon lira.

AKP’ye yakın Mehmet Cengiz de Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun ve haberleri ile göz dolduran muhabirimiz Hazal Ocak’a 1 milyon liralık dava açmıştı.

Yine özel haberleri ile ses getiren Alican Uludağ ve Seyhan Avşar da hâkim karşısına çıktılar. Mehmet Kızmaz ve Zehra Özdilek de süren davaları ile ilgili adliye koridorlarındaydılar.

Milyonluk davalar, Erdoğan’ın işadamlarından oluşan “aile fotoğrafındaki” isimlerden Cihan Kamer’i hatırlattı. Kamer 2006 yılında bana 1’er milyonluk iki dava açmıştı. Ancak o yıllarda savcılar daha özgürdü. Birçok suç duyurusu, belgeleri savcıya gösterdiğimizde dava konusu olmadan kapatılıyordu.

Emekli olduktan bir süre sonra vefat eden Cumhuriyet’in gerçek ve yürekli savcılarından biri; “bu boyutta paralarla dava açılması güç gösterisi ve mesajdır” demişti. Savcılar ve hâkimler AKP iktidarının ilk yıllarında bu baskılara direndiler. Verilen “mesajları” görmezden geldiler.

Bugün geldiğimiz nokta çok daha vahim; yukarıda adı geçen davalardan bağımsız olarak söylemek zorundayım; meslekte yükselmenin ve yerini korumanın; gazetecileri hapse göndermekle sağlanacağını düşünen sözde hukuk insanları var...


Yazarın Son Yazıları