İstanbul’a ihanet ettiniz, bari kıymayın!

16 Ocak 2020 Perşembe

Her ne kadar, işim bitince hemen Ankara’ya dönerken, “Ben İstanbul’un en çok Ankara’ya dönüşünü seviyorum” desem de, bu dünya şehrinin tarihi ve doğal güzelliklerine elbette sözümüz yok.

İstanbul bunca “ihanetlerden” sonra şöyle tarif edilebilir:

İstanbul çok güzel bir şehir değil, çok güzel yerleri olan bir şehir!

Bu çok güzel yerleri koruyup gelecek kuşaklara bırakmak varken, ne yazık ki bu alanlar ya yıpratıldı ya kuşatıldı...

Bu anlamda İstanbul’a yapılabilecek en büyük iyilik sözünü ettiğimiz güzelliklerine hiç dokunmamaktır.


***


Kanal İstanbul tartışması ne yazık gerçeklerin ışığında değil, kutuplaşmanın uçlarında yapılıyor. Bu, tipik bir AKP yöntemi; yaptığın iş anlatılamayacak durumdaysa karşıtlık üret, saldır!

Bunu yaşıyoruz...

Kanal İstanbul’un maliyeti ne kadar?

15 milyarla 75 milyar arasında!

Bakkal hesabı bile bundan daha ciddidir. İki kere iki beş eder, bilemedin altı eder, demek gibi bir şey.

Saray, “yapacağız” diyor başka bir şey demiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı’yla Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın açıklamaları birbirini tutmuyor. Ellerinde bilgi olmadığı için de yeğenden, eşten dosttan duyduklarıyla görüş belirtiyorlar.

Cumhurbaşkanının darbeyi eniştesinden öğrendiği bir ülkede bakan da boğaz trafiğini yeğeninden öğrenir!

Maliyet belli değil!

Ne işe yarayacağı belli mi?

Diyorlar ki; boğaz trafiği rahatlayacak, boğazdaki tehlike azaltılacak.

Güzel... Bundan anlaşılıyor ki, boğazdaki “tehlike” kanala yönlendirilecek.

Bu durumda kanal ve etrafı “tehlikeli” hale gelecek!

O zaman etrafında kuracağınız şehirlerin durumu ne olacak?

Ya “tehlike” yalan, ya da yeni şehir projeleri!

Kanalın etrafında kuracağınız yeni şehirleri, yüz binlerce insanı nasıl olur da tehlikeye atarsınız?

Bir söz vardır:

Yalan dünyayı dolaşana kadar, gerçek ayakkabısını giyemez.

Kanal İstanbul açıklamaları buna benziyor.

AKP kulislerinden şu tür fısıltılar duyuyoruz:

Boğazı laiklere kaptırdık, kanalı kaptırmayacağız!

Bu tür yaklaşımlardan da anlıyoruz ki, dert başka!

Üleştirme ve haltyapı bakanlığı koltuğunda oturanlar öyle hesap yapmışlar ki; her gemiden kap 5 bin dolar. Yılda geçir 50 bin gemiyi, doldur milyarları!

40 bin geminin geçtiği boğaz bu tehlikedeyse yüzde 20 daha fazla geminin geçeceği kanalı siz düşünün!

Ya hesap bilmiyorlar ya da halkı anlamaz yerine koyuyorlar.

Dünyanın pek çok ülkesinde belli bir yaşın üzerindeki gemiler, değil boğaz türü yerlerden geçmek, limana yanaşamıyorlar. Örneğin Almanya Hamburg limanında bu kuralları çok katı uyguluyor.

Boğaz güvenliği için Türkiye bu tür kurallar koysa, geçen gemi sayısı daha da azalır.

Kaldı ki, dünyada taşımacılık yöntemleri, boru hatları ve benzer yollarla giderek değişiyor.

Dedik ya amaç başka; “kendi İstanbul’unu” kurup, doğalını katlederek yapayını cilalamak.


***


İstanbul’la ilgili dünyanın pek çok ülkesinde değişik tanımlar duydum. 

Türkiye deyince ilk akla gelen şehir olmaktan öte...

Birini paylaşmak isterim...

Yemen’deyim... Gat meclisine davet ettiler. Gat bir çeşit keyif veren yaprak. Ağzına dolduruyorsun, iyice çiğneyip suyunu emiyorsun.

Bir yanağına yerleştirince orası balon yapıyor. Değişik bir görüntü oluşuyor. Heyet halinde yapılan bu işe “gat meclisi” deniyor. Bir süre sonra insanların yüzünde kocaman bir tebessüm oluşuyor. 

Ben de tadına baktım... Biraz çiğnedikten sonra gülümser oldum.

Karşımda oturan seslendi:

Şimdi hayalinde İstanbul’u göreceksin!

Bu şehre ihanet ettiniz...

Bari kıymayın!


Yazarın Son Yazıları

Avrupa Türkleri... 9 Şubat 2020
Suriye toplama kampı... 6 Şubat 2020