Olaylar Ve Görüşler

Müziğin benzersiz gücü

18 Ocak 2020 Cumartesi

Prof. Dr. Üstün Dökmen

Sanat, gerek bireylerin gerekse toplumların psikolojik sağlıklarına, yaşam kalitelerine önemli katkılarda bulunur, onların önyargılardan uzaklaşmalarını kolaylaştırır, birbirlerini ötekileştirmelerini engeller.

Bütün sanat dalları önemlidir fakat insanları kaynaştırma konusunda müziğin en önde geldiğine inanıyorum. Birkaç örnek:

1894’te Fransız Yüzbaşı Dreyfus casuslukta suçlandı, mahkeme kendisini suçlu buldu, Dreyfus’un rütbesi söküldü, uzaklardaki Fransız sömürgesine sürgüne gönderildi. Yıllar sonra Emile Zola’nın ünlü mektubu üzerine Fransa’ya getirilip tekrar yargılandı, tamamen suçsuz bulundu, rütbesi iade edildi.  

‘Yaşa şef!’

Dreyfus’un sürgünde bulunduğu sırada Avrupa’da büyük bir çatışma vardı; hemen tüm devlet adamları ve büyük halk kitleleri Dreyfus’un suçlu olduğuna, aydınlar, sanatçılar ise suçsuz olduğuna inanıyorlardı. O yıllarda Grieg, İbsen’in Peer Gynt adlı tiyatrosu için yazdığı müziğini dünyada ilk seslendirmek üzere Paris’e gelmişti. 

Salon doluydu; ancak izleyiciler, besteyi dinlemek için değil, daha önce Dreyfus’u desteklediğini belirten Grieg’i protesto için gelmişlerdi. Besteci ve şef Grieg müziği başlatmak üzere batonunu kaldırdığında salonda yoğun bir ıslıklama ve yuhalama başladı. Şef batonunu indirdi. Salon sakinleştiğinden ikinci kez kaldırdı, ancak aynı protesto sesleriyle salon yine inledi. Şef batonunu on altı kez kaldırdı, sonuç aynıydı, fakat izleyiciler bağırmaktan artık yorulmuşlardı, şef batonunu aniden on yedinci kez kaldırdı, müzik başladı. Salonda çıt yoktu. Birinci bölüm bitince tüm salon ayağa kalkıp “Yaşa şef” diye alkışlamaya başladı. Eserin bitiminde ise yine ayakta alkışladılar ve tekrarını istediler.

Bu küçük olay, müziğin insanlar üzerindeki büyük etkisini gösteren binlerce örnekten birisidir. O konserde, müziğin gücü karşısında insanların önyargıları, güneşi gören su damlaları gibi uçup gitmişti.

Dil altı etkisi

Tüm sanatlar insan davranışlarını değiştirir; ancak ayaküstü o kadar öfkeli insana Dostoyevski’den bir roman okutup kısa sürede davranış değişikliği sağlayamazsınız. Bir teşbihte bulunmak isterim, bence müzik dışındaki sanatlar vitamin gibidir, insanları güçlendirirler ancak faydaları uzun vadede görülür. Müzik ise genelde dil altı ilaçlara benzer, olumlu etkisi hemen ortaya çıkabilir. 

Verdi, ülkesini işgal eden Avusturya’yı protesto için Nabucco Operası’nı yazmıştı. 

Bu eserdeki Esirler Korosu aracılığıyla işgal kuvvetlerini eleştiriyordu. (Esirler korosu İtalyanları sembolize ediyordu.) Her türlü protestoyu kanla bastıran işgalciler, Verdi’yi engelleyemediler.

İtalya işgalden kurtulduktan sonra tüm İtalya’da büyük bir Verdi sevgisi ortaya çıktı, çünkü o işgal günlerinde İtalya’nın gür sesiydi. Verdi ölmeden önce, ölümünün çevreye duyurulmamasını, cenazesini, belirlediği 24 kişinin kaldırmasını vasiyet etti. Vasiyete uyuldu. Ancak Verdi’nin tabutunu taşıyan grup cenazenin gömüleceği yere yaklaştığında, bütün bölgeyi on binlerce İtalyan doldurmuştu. Verdi’nin tabutu görüldüğünde bu büyük grup, şefsiz ve orkestrasız Esirler Korosu’nu söylemeye başladı. Bu manzara, Verdi’nin gücüydü, müziğin gücüydü. Rivayete göre Viyana’da bir parkta bir arkadaşı Johan Strauss’a halkın onu çok sevdiğini söylemiş. O da, “Ne yani, heykelimi mi dikecekler?” demiş. Şu an Straus’un o parkta bunu söylediği noktada heykeli bulunmaktadır.

Bir de bizden: Eski İstanbulluların anlattıklarına göre, tarifeli araba vapuruna binen Neyzen Tevfik bazen, oturup ney üflemeye başlarmış; ve onun bu ani konseri bitene kadar kaptanlar vapuru çalıştırmazlarmış.

Yoğun etki

Livaneli, Serenat adlı romanında bazı kişilerin bazı müziklerden, ortalamanın üzerinde, derinden etkilendiklerini söyler. Bu görüşe paralel şekilde beni de çok yoğun etkileyen müzikler var; işte birkaçı: Beethoven’in 7. Senfonisi, Albinoni’nin Adagio’su, Şakir Ağa’nın Yörük Semai’si, Gazi Giray Han’ın Mahur Peşrev’i, bir Ege türküsü olan ‘Uzun olur gemilerin direği’.

Özellikle Adagio’yu dinlerden, başlangıçtaki keyifli duygular, giderek acı verici hale dönüşüyor benim için. Gençken ayarı kaçırıp çok miktarda baklava yediğimde, başımda belirgin bir huzursuzluk hissederdim. Şimdi de Adagio’yu dinlediğimde, bir noktadan sonra, aşırı doz baklava yemiş gibisine rahatsız edici bir duygu kaplıyor içimi.

Moliere’e veya Aziz Nesin’e kahkahalarla gülerim; bazı tablolar karşısında içimin eridiğini hissederim; ancak hiçbir sanat dalı müzik kadar derinden sarsmıyor beni. Galiba pek çok insanı da klasik müzikler, otantik müzikler yoğun şekilde etkiliyor, bir ırmağın güçlü kolları gibi sarıp sarmalıyor onları, önyargılarını alıp götürüyor, geriye kalan alüvyonlu topraklarda adeta yaşama sevinci ve kardeşlik yeşeriyor.



Yazarın Son Yazıları

Muzaffer İlhan Erdost 27 Şubat 2020
DEMOKRASİ MASALLARI-2 25 Şubat 2020
Suriye’de son perde 25 Şubat 2020