Barış Doster

Türkiye nerede arabuluculuk yapacak?

22 Ocak 2020 Çarşamba

İlginç bir dış politika anlayışı var iktidarın. Ne diplomasinin temel kurallarına uyuyor ne Türk dış politika geleneğini biliyor. Dış politikada konuların, inceden inceye incelenmesi gerektiğinin, bu alanda çok düşünüp az konuşmanın faydalı olduğunun da farkında değil. İşbaşına geldiği ilk günlerde, Kıbrıs politikasına ilişkin, “müzakere masasında herkesten bir adım önde olmak” gibi, içeriğini kimsenin anlamadığı sözler etmişti. Bu söz, ödün vermeye hazır olduğunun kanıtıydı. Dediğini de yaptı. KKTC’nin kurucu lideri Rauf Denktaş’ı devre dışı bıraktı. Bu seçkin devlet adamının TBMM’de konuşmasına itiraz etti. Annan Planı’nı hararetle destekledi. Sonuç ortada... 

Irak politikasında da büyük yanlışlar yapıldı. Bağdat’taki merkezi hükümet dışlandı. Irak Başbakanı’na hakaret edildi. “Sen benim muhatabım değilsin” denildi. Buna karşılık, Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin lideri Mesud Barzani desteklendi. Ankara’da en üst düzeyde karşılandı, ağırlandı, uğurlandı. Ne zaman Barzani bağımsızlık referandumu yaptı, ilişkiler gerildi. “Açılım Süreci” denen ve özünde çürüme, çöküş, çözülme projesi olan süreç boyunca, terörle mücadele değil, müzakere edildi. Adeta terörle mütareke dönemine kapı aralandı. Barzani’den medet umuldu. Sonuç ortada...  

Arabuluculuk yapmanın şartları  

 Son yıllarda Türkiye, sorun yaşayan ülkeler arasında arabuluculuk yapmaya çok heveslendi. Başaramadı. Geçmişte SSCB - Romanya arasında arabuluculuk yapan; 1930’larda İran - Afganistan sınır anlaşmazlığının çözümünde hakemlik rolü üstlenen Türkiye, 1980 - 1988 yıllarındaki İran - Irak Savaşı’nda izlediği aktif tarafsızlık siyaseti ve arabuluculuk faaliyetiyle dikkat çekmişti. İki ülke de Türkiye’ye güvenmişti. Ateşkes süreçlerinde Türkiye devreye girmişti. Esir mübadelesine yardımcı olmuştu.

Çünkü o zaman Türk dış politikasına yön verenler, arabuluculuğa ilişkin şu temel kuralları biliyorlardı:

Birincisi, gerilim yaşayan tarafların hepsiyle sağlıklı bir iletişime sahip olmalı. İkincisi, tarafların hepsi, sizin arabuluculuğunuzu kabul etmeli. Üçüncüsü, taraflardan biri masadan kalkmaya yeltenirse, onu masada tutacak güce, araçlara sahip olunmalı. Dördüncüsü, sizin arabuluculuğunuzu dünya da tanımalı.

Son yıllarda ise bu temel ilkeler dikkate alınmadan arabuluculuk yapmak için adım atılıyor ve başarısız olunuyor. Birkaçını anımsayalım.

Suriye - İsrail arasında arabuluculuğa heves edildi. İkisiyle de sorun yaşanıyor.

İsrail - Hizbullah arasındaki arabuluculuk girişiminde sonuç hüsran oldu.

Filistin - İsrail meselesindeki arabuluculuk çabası sonuç vermedi.

Rusya - Gürcistan anlaşmazlığındaki arabuluculuk hevesi, kursağımızda kaldı.

Hindistan - Pakistan arasında arabulucu olmak istendi, olmadı. 

Filistin’de, Hamas ile El Fetih arasında arabuluculuk adımı başarısız oldu. Bu işi Mısır yaptı. 

Bu örnekler, dış politikanın çok gezerek değil, çok okuyarak, düşünerek, bilerek, ölçüyü ve dengeyi gözeterek, kararlı davranarak yapıldığını gösteriyor. Bu temel ilkelere uymayan dış politikanın nasıl olduğuna gelince... Sonuç ortada... 


Yazarın Son Yazıları