Köşe Yazısı

A+ A-

Özgürlük İçin…

15 Ocak 2015 Perşembe

Özgürlük ne demektir? Özgürlükten ne anlıyorsunuz?
Humeyni ile söyleşi yapan az sayıda gazeteciden biri olan Oriana Fallaci İran devrimi liderine ısrarla bu soruyu soruyor…
Biraz özgürlükten bahsedelim İmam Humeyni” diyerek söze giren gazeteci, sorusunu sonra şöyle tamamlıyor:
İlk söylevlerinizde hükümetinizin düşünce ve ifade özgürlüklerini garanti altına alacağını vaat etmiştiniz. Ama bu vaadinizi tutmadınız. İnsanların lanetlenmesi, cezalandırılması için buyruklarınız dışına çıkması yetiyor. Örneğin komünistlere şeytanın çocukları diyorsunuz, Kürt azınlığa da yeryüzünün belası…
İmam”, “özgürlüğün fesat çıkarmak olamayacağını”, “fesatlık yapanların da İslam devrimine katkı yapmadığını” söylüyor…
Fallaci bunun üzerine; “Yani” diye üsteleyerek “Halkınız (sizin için) yalnız sizin taraftarlarınızdan oluşuyor. Destekçilerinizin de nasıl olsa fazla özgürlük için değil, İslam için öldüğünü söylüyorsunuz? Öyle mi?..” babında bastırıyor…
“Özgürlük = İslam” düşüncesi
Humeyni’nin bu soruya verdiği yanıt çok çarpıcı:
Halk evet mücadeleyi İslam için verdi” diyor Humeyni: “İslam her şey demektir. İslam Batı’nın özgürlük ve demokrasi dediği şeyi de karşılar. Evet İslam her şeyi içerir ve de kapsar. İslam her şeydir.
Bu “özgürlük = İslam” yanıtı ardından gazeteci yineliyor: “Anlamıyorum.Anlamama yardım edin. Özgürlük derken ne kastediyorsunuz?
Humeyni özetle “Örneğin dilediğinizi düşünmek…” deyince, “Bunun ötesi yok mu?” diye israr ediyor Fallaci ve kısaca “İstediğini düşünürsün. Ama düşündüğünü ifade edemezssin… O zaman siz demokrasiden ne anlıyorsunuz? İslam Cumhuriyetinin tanımı yanında niçin ‘demokrasi’ ifadesini de kullanmayı reddediyorsunuz?” deyince, “İmam”ın yanıtı hiç değişmiyor:
İslam sözcüğünün yanında başka hiçbir sıfata ihtiyaç yoktur. İslam, size izah ettiğim gibi, her şeydir ve her şeyi kapsar. Her şeyi kapsayan ve mükemmel olan İslamın yanına ilave sözcük katmak bizi hüzünlendirir. İslamı istiyorsak eğer neden yanına başka bir kelime getirelim ki?
Fallaci’nin İran devriminden yedi ay sonra, 26 Eylül 1979’da yaptığı söyleşi özetle böyle.
Charlie Hebdo saldırısının ardından İtalyan medyasında yeniden yayımlanan söyleşi, gerçekte “özgürlük”ün İslamda tam ne anlama geldiğini, kavramın sınırlarının ne olduğunu ve “özgürlük” vaadi ile gelen Humeyni’nin takıyyesini çok net anlatıyor.
İslam kurallarıyla yönetilen bir sistemde dilediğinizi düşünmekte serbest olsanız da “düşünceyi ifade etmekte” zinhar serbest olmuyorsunuz. Düşünceleri serbestçe ifade edememek zaten “özgürlük sorunu” yaratmıyor. Çünkü İslam özgürlük dahil, her şeyi kapsıyor.
Batı da zamanında ‘Humeynici’ydi…
İslam dünyası” ile “Batı demokrasileri”ni ayıran her şey bu tanımda var.
Batı demokrasilerinin” tarihi baştan sona “din = özgürlük” kalıbını aşmak üzerine kurulu.
Durum gerçekte Batı’da da bir zamanlar farklı değildi...
İnsanların hangi düşünceyi dile getirip getirmeyeceğine sadece “kilise” karar veriyordu.
Humeyni ile söyleşi yapan Fallaci’nin ülkesinde örneğin Giordano Bruno’yu kilise öğretilerine karşı çıktığı için kazığa bağlayıp yakmışlardı….
Gökbilimci Galilei’yi de gene kilisenin “özgür düşünce sınırlarını”(!) zorlayıp bilimsel Kopernik düşüncesini kucakladığı için engizisyonda yargılamış, ölene dek ev hapsinde tutmuşlardı.
Ama bunlar 500 yıl önce yaşandı…
Rönesanstan bu yana aydınların, düşünürlerin başlıca meselesi “din” adına dogmaların tayin ettiği özgürlük sınırlarını genişletmek oldu.
Kaynağı ne olursa olsun “dogmatik düşünceye” karşı götürülen mücadele “aydınlanma” ile hızlandı, bugün “tüm tabulara dokunmak özgürlüğünü” içeren “düşünce ve ifade özgürlüğü” sınırlarına ulaşıldı.
Dört-beş asırlık büyük çatışmalar sonunda Batı için artık sınırları alabildiğince geniş tanımlanan “özgürlükler” hiç geri dönüşü olmayan bir “kazanım” halini aldı.
Diyanet Başkanı’nın demeci
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in tam bu açıdan işte… “Sade 12 kişiye düzenlenen bir cinayet sebebiyle dünyanın ayağa kalkmasını ibretle izledik” açıklaması, vahşet ölçüsünü “ceset sayısına” vurmak vahametinin ötesinde fevkâlâde talihsiz.
Görmez; asırlara dayanan çileli “özgürlük kazanımları” adına dünyanın ayaklandığını ne yazık ki hiç hissetmiyor ve görmüyor.
Küresel ayağa kalkma halini”nin nedenini duyumsasa, böyle bir cümleyi asla kurmaz ve telaffuz etmez.
Batı ve İslam dünyası arasında 7 Ocak’tan sonra derinleşen uçurumun ve karşımızdaki “bahsin” boyutları bu kertede büyük.
Ardında asırlar olan muazzam bir anlayış ve değerler makasıyla bakıyoruz dünyaya…
Gazetemiz Cumhuriyet Je suis Charlie” dayanışmasıyla işte “özgürlük anlayışındaki” bu müthiş asırlar farkına dayanan büyük rötarı aşmanın gayretini sarf ediyor.
Bilim dahil yaşadığımız dünyayı borçlu olduğumuz özgürlüklerin mücadelesini veriyor. Her zaman olduğu gibi...

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt