Köşe Yazısı

A+ A-
Aydın Engin

İlk 16’ya Girmek Önemli…

18 Ocak 2015 Pazar

Ne haftaydı ama…
Bizim gazetenin önünde üniformalı üniformasız polisler… Bizim sokağın iki ağzında birkaç kat pekiştirilmiş barikatlar… Gazeteye dayanışmalarını bildirmek için gelenlere sıkı kimlik denetimleri… Gazete içinde, gazete dışında, ekranlarda, köşelerde sürüp giden “Cumhuriyet’in Charlie Hebdo’dan dört sayfalık bir seçki sunması doğru muydu, yanlış mıydı” tartışmaları… Akıl verenler, fırça atanlar, omuz sıvazlayanlar, Cumhuriyet’le övünenler, bu duruma dövünenler…
Dedim ya çok hareketli, çok gergin, ama çok da keyifli bir haftaydı. O kadar ki Kaçaksaray merdivenlerine sıralanmış, tarih kitabının sayfalarından çıkıp gelmiş 16 savaşçı ve ortalarındaki takım elbiseli zat üstüne tek satır yazamadım. Avcum kaşındı ama nafile, Charlie Hebdo tepemize çökmüştü. Bir başka “mizah” konusuna geçmek mümkün değildi.
Avcum kaşınadursun, o sarayda bu kez de 16 akademisyen bir yemek masasının çevresinde halkalanıp Cumhurbaşkanınını dinlediler. O yemek vesilesiyle oranın bundan böyle saray değil külliye olarak anılacağının da müjdesini aldık.
Sanırım “16 Türk devletinin 16 askeri” diye sunulan o hamasi tablo üstüne kurulmadık cümle, çizilmedik karikatür kalmadı. O yüzden o konuyu tırmıklayıp bilinenleri, söylenenleri yinelemeye niyetim yok.
Oysa 16 sayısı üstüne zehir zemberek bir polemik başlatabilirdim ve başlatabilirim.
İlkokulun son iki yılında (1949-1951) tarih dersi görmüş, ardından üç yıl da ortaokulda tarih okutulmuş biriyim. Tarihteki Türk devletlerinin 16’dan ibaret olmadığını benim kuşağıma tekrar tekrar okuttular, öğrettiler.
Örneğin milattan önce Anadolu topraklarında hüküm sürmüş Eti imparatorluğu bir Türk devleti değil miydi? “Öğretmenim, madem Etiler Türk’tü, neden krallarının adı Şuppililiuma? Böyle Türk adı olur mu” diye sorduğumda “Ne biçim soru bu ha, ne biçim soru bu? Türk çocuğu değil misin sen” diye kükreyen tarih öğretmenimin sopasını kafama boş yere mi yemiştim ben? Aynı soruyu sorduğum Terzi Sadık’ın kafası karıştığı için kafasını kaşıyıp “Oğlum, Etiler Türk devleti olmasaydı hiç Etibank diye bir banka kurulur muydu?” gibi çok bilimsel cevabı karşısında çocuk kafamla daha fazla itiraz etmemem gerektiğini boşuna mı kavramıştım?
Bitmedi.
Mezopotamya’da kurulmuş Akat, Sümer, Babil devletlerinin birer Türk deveti olduğunu yazan tarih kitaplarım, bunları ayrıntılayan öğretmenlerim yalan mı söylüyorlardı? Kafama inen öğretmen sopaları sayesinde akıllandığım için “Peki Sümerbank var ama Akatbank, Babilbank niye yok” diye sormamayı boş yere mi öğrenmiştim?
Sonra Karadeniz’in doğusunda, Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan İskitler Türktü ama devlet mi kuramamışlardı? O yüzden mi “ilk 16”ya giremiyorlar?
Sonra Orta Asya kökenli bir Türk boyundan gelen Uzun Hasan, 1473’te Osmanlı ordusu ile Otlukbeli’nde savaşıp yenildi diye okumuştuk. Uzun Hasan’ın başında olduğu Karakoyunlu devleti bir Türk devleti değil miydi? Bize yanlış mı öğretmişler? Yoksa Fatih Sultan Mehmet’le savaştığı için mi onun devleti de ilk 16’ya giremiyor?
Sonra… Orta ve Güney Amerika’nın o şanlı Türk devletleri, Aztek ve İnka imparatorlukları ne olacak? Umarım bana “Senin okuduğun tarih kitapları da, sana onları öğreten, sınavda soran öğretmenlerin de yalan söylemişlerdi” demeyeceksiniz umarım?
Sonra…
Anladınız… Böyle bir dizi soruyu art arda getiren bir Tırmık yazabilirdim.
Ama hayır, ben bir yandan nezle ve griple boğuşuyorum (Uyarı: Grip yakanızda iken gazetenize Charlie Hebdo misafir geldi diye yataktan çıkıp işe gitmeyin; gribin cevabı çok sert oluyor). Evet bir yandan griple boğuşuyor bir yandan şu 16 sayısının büyüsünü, 16 sayısında yatan derin hikmeti çözmeye çabalıyorum.
Kafama takılan “Yav, tarihte 16 devlet kurmuşsak, demek 15’ini batırmışız. Yuf bize” gibi zararlı ve zehirli düşünceleri kovuyorum ve yeniden 16 sayısının anlamında yoğunlaşıyorum.
Çünkü tarihi giysilere bürünüp, tarihi pusatlar kuşanmış 16 askerle yetinilmedi. Hemen ardından sarayda akademisyenlere verilen geleneksel Cumhurbaşkanlığı sofrasına da 15 değil, 17 değil tastamam 16 akademisyen çağrıldı. (Uyarı: “Bu ‘geleneksel cumhurbaşkanlığı sofrası’ deyimini de kim uydurdu” diye sorup dikkatimi dağıtmayın lütfen. Bu Birinci geleneksel cumhurbaşkanı sofrasıdır” deyip geçin.)
Demek ki 16 sayısının anlamı sandığımdan ve sandığınızdan çok daha derin.
Mesela biliyorsunuz, yarın hükümetimiz, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında “Saray”da toplanacak.
Gel de sorma: Biri başbakan, dördü yardımcısı, 21’i de bildiğimiz bakan olmak üzere hükümet’te 26 bakan var. Peki yarınki toplantı da öyle mi olacak? Yoksa 26 bakandan 10’u makaslanıp, 16 bakanla mı toplanılacak? Eğer öyleyse hangi bakanlar makaslanacak?
Gel de sorma: Acaba sayın cumhurbaşkanımız önümüzdeki günlerde sarayında daha başka “ilk 16’lı toplantı”lar düzenlemeyi planlıyor mu?
Mesela: 16 futbolcu ilginç olabilir. Tabii “Yabancı futbolcu kısıtlaması olacak mı” gibi sorular var. Yoksa hepsi safkan Türk futbolcular mı olacak? Ayrıca bu 16 futbolcu doğrudan milli takıma mı seçilecek?
Mesela: Acaba sayın cumhurbaşkanı “16 iflah olmaz muhalif gazeteci”yle de bir saray sofrasında buluşmayı düşünür mü? Düşünürse beni çağırmayı ihmal etmez herhalde değil mi? Ayrıca dilerse bu 16 gazeteci için bana danışmanlık görevi verebilir. Ona en halisinden muhalif 16 gazeteciyi kendi ellerimle seçerim ve ardından da üstüme çökecek “Abi beni niye koymadın o listeye? Ayıp değil mi bu yaptığın” sorularından kurtulmak için bir yerlere tüyerim…

***

Ben ciddi bir yazı yazmak için bilgisayar başına oturdum ama gördünüz saçma sapan bir Tırmık çıktı.
Ama benim suçum değil. Suçlu “Paralel grip ve ona destek veren liberal nezle”dir.
Size böyle bir Tırmık okuduğunuz için, bana yavaş yavaş yatağa dönmem gerektiği için kocaman bir “Geçmiş olsun” dilerim…

Tümü Aydın Engin - Son yazıları

Eyvah, yaşasın, ben yine gidiyorum 9 Eylül 2018 Paz
25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018 Per
(Siyasal) İslam ve demokrasi 15 Ağustos 2018 Çar

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Recep Tayyip Erdoğan