Köşe Yazısı

A+ A-

Cumhuriyet’in Büyük Yalnızlığı...

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mustafa Kemal’in eseri Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar yaşadığı yalnızlık süreçleri ile, Cumhuriyet gazetesinin yalnızlık tarihi arasında büyük bir benzerlik vardır.
Mustafa Kemal Cumhuriyeti, daha kurulduğu günden başlayarak iklimlerinde yalnız bırakılır. Bu yalnızlık, genç Cumhuriyet için bir kaderdir. Çünkü Cumhuriyet, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde dünyaya gözlerini yedi yüzyıllık tarihinden modern dünyaya, sadece dipsiz bir cehaleti miras bırakmış bir imparatorluğun kalıntıları arasında açmıştır. Bu niteliği ile Cumhuriyet, onun kurucusu tarafından gerçek bir Aydınlanma Devrimi olarak kurgulanmıştır. Aynı nitelik, o Cumhuriyet’i hep trajik, yani belli bir çıkışsızlık ortamının da savaşçısı kılacaktır. Çünkü “bilimsel çağ” diye de adlandırılacak olan bir yeni yüzyılda Cumhuriyet’in tek ayakta kalabilme şansı, özündeki Aydınlanma’yı canı pahasına cehaletle ve gericilikle sürekli savaşarak savunabilmesidir.
Bu gerçek göz önünde tutulduğunda, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal’in Yunus Nadi’den kurmasını istediği Cumhuriyet gazetesinin de basın dünyasında, özellikle “basının devleri” arasında aynı trajik yalnızlığı paylaşması kadere dönüşmüştür. Öte yandan Cumhuriyet gazetesinin bu yalnızlığı, tıpkı Mustafa Kemal’in yalnızlığı gibi, seçilmiş bir yalnızlıktır. Çünkü “cehalet geleneği”nin mutlak egemenliğindeki bir ortamdan Aydınlanma’ya uzanacak köprülerin kurulmasına talip olmak, o ortamda daha en baştan en büyük ve en acıtıcı yalnızlıkları da göze almak demektir.
Yıllar önce yine bu sütunlarda çıkan “Bir Büyük Yalnızlık: Mustafa Kemal” başlıklı yazımda şu satırlar vardı: “Hayatının başlangıcından, Milli Mücadele’nin sonuna kadarki süreçte Mustafa Kemal, olaylardan yana çok zengin, serüvenlerle dolu bir hayatın sahibidir, bir savaş kahramanıdır, ama henüz trajik bir kahraman değildir. Bu hayatın bir tragedyaya dönüşmesi, Mustafa Kemal’in kendi kurduğu devletin başına geçmesiyle olur; artık o, yarattığına sahip çıkmaktan başka gidecek yolu bulunmayan bir tragedya kahramanıdır. Bu yolun kaçınılmaz yalnızlığı ise bu trajik kahramanın tek yazgısıdır ve bu yazgıyı göze almak için gerekli olan cesaret, bir zamanlar aynı kişinin Samsun’a hareket ederken veya savaş meydanlarında gösterdiği cesaretten daha az değildir…”
Mustafa Kemal’in isteği ile kurulan Cumhuriyet gazetesi, onun sağlığında da, ölümünün ardından da Aydınlanma idealine hep eşlik etti ve bu idealin basındaki en inatçı savunucusu oldu. “Büyük basın”ın ezici çoğunluğu her yıl gazetenin “satılmasını” veya “batmasını” beklerken, o, Mustafa Kemal’in Aydınlanma Devrimi ile açtığı yoldan hiç sapmadı.
Onun satılmasını isteyenlerin hemen hepsi yerlerinde kalmak, “batmamak” uğruna kendilerini satarken ve “yandaş basın” olmanın nimetler bataklığında yitip giderken, Cumhuriyet gazetesi bütün yazarlarıyla, çizerleriyle birlikte, gücünün tek kaynağını soylu bir yalnızlığın erdeminde ve okurlarında arayarak savaşımını sürdürdü…