Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

İnci Taneleri

31 Ekim 2008 Cuma

Büyükadada çocuklar davullarına tokmakları indiriyorlar. Gümmmm.. Gümmmm... Gümbede gümgüm... Trampetler tamtratam tamtratam, tamtra tamtra tamtra tam... Ziller, çanlar, borazanlar... Zarif, uzun boylu genç kızlar ellerinde asayı beceriyle döndürüyor... Derslerini iyi çalışmışlar. Atatürk posterleri, bayraklar...

Büyükadalılar bayramlaşıyor. Günerler, Reminler, Muâllalar, Süheylâlar, Yağmurlar, Özantlar, Demetler, Kâmiller...

Bayramınız kutlu olsun... Yaşasın Cumhuriyet...

Yıllardır çocukları izlememiştim. Alkışlar arasında geçiyorlar.

Bostancı iskelesine giderken, yanımızdan geçen onlarca genç bisikletli; başlarında kaskları, sırtlarında küçük çantaları, önlerinde arkalarında küçük Türk bayrakları...

Minik bir gelincik tarlası hareket halinde...

Belli ki yolları uzun.. En çok onlara katılmak isterdim...

Özgürlüğe ve Cumhuriyetin açtığı sonsuz ufka doğru pedal basmak...

Dünden yarına kadar, üç gün, durmamacasına; kişisel bir arınma, derlenip toparlanma, kutsal bir suda yıkanma gibi...

Hey çocuklar!

***

Cumhuriyet Mustafa Kemal demektir.

Mustafa Kemal ise bir kökten devrimcinin adı.

Mustafa filmini seyrediyoruz. Anlatmak istediği bir devrimci, ama belki de anlatmakta zorlandığı...

Gözünü kırpmadan Kurtuluşu birlikte gerçekleştirdiği arkadaşlarını idama gönderen...” Üzerine basarak iki kez tekrarlamanın ardında bir anlam mı aramalı. İzmir Suikastına karışan yakın arkadaşlarını affettiği de dile getirilirken...

Suikast bir kopuştur! O noktada arkadaş kalmaz! Bir ihanet ve göze alınan bedeldir. Eğer kesin olgular varsa, Atatürk lütufkâr davranmış! Belki de bu lütufkârlığının ardında, kanıtların- olguların yetersizliği, eksikliği yatıyor! Tarihe, geleceğe karşı başı dik durmak isteği!

Mustafa, birlikte yürüdüğü bazı arkadaşlarından kopuyor.”

Mustafa mı kopuyor, yoksa arkadaşları mı? “Devrim çocuklarını yedi mi, yoksa, devrime katılanlardan bazıları yoruldular mı, düştüler mi, koptular mı, artık yeter, buraya kadar daha öteye gitmeyelim mi dediler, kısmen geçmişlerine teslim mi oldular...

Yürekleri, beyinleri, düşünceleri, düşleri, oraya kadar değil miydi?

Mustafa yalnız mı kaldı?

Önüne ve bugüne değil hep yarınlara, hep yapılması gerekenlere, hep daha iyiye, hep geleceğe, hep uygarlığın ötesine taşıyacak düşünce ve eylemlere bakan, ruhunu ve kişiliğini durmadan bunların ateşlediği insanlar, durmadan önde ve öne doğru koşanlar, Mustafa yalnızdır!

Yalnızlığı doğaldır! Yalnızlığı, yanında koşacakların yokluğundandır!

Mustafa evliliğinde de kökten devrimcidir; yapamayacaklarına değil yapabileceklerine, yapması gerekenlere bakmaktadır!

Mustafanın zamanı azdır. Ölümünden bir yıl önce bile, Hatay meselesini kökten çözmek için başlarına geçeceği 5 bin sivil istemektedir. 15 gün süre verin diyen İnönü hükümetine karşı, bu defa bir gazete manşetinden seslenmektedir Mustafa: Verdiğiniz 15 günlük süre doldu, Hatay konusunda ne yapacağınızı millet merakla bekliyor!

***

Cumhuriyet, ülkenin her bir köşesinde inci taneleri açsın umudunun adıdır.

Türkiye inci taneleriyle dolmalıydı! Her bir köşesi! Bilimde binlerce inci tanesi; teknolojide on binlerce inci tanesi; düşüncede, kültürde, yazında, güzel sanatlarda, felsefede, eğitimde, yönetimde.. milyonlarca inci taneleriyle dolup taşacaktı ülke.

İnci taneleri var, onları köşede bucakta, orada burada, ama oldukça dışarıda görüyoruz... Sayıları azdır. Bazen Boğazda inanılmaz bir butik otel olarak karşınıza çıkar, bazen bir belediye başkanı olarak, bazen parlak bir beyin..

İnci tanesi, düşüncedir.

Cumhuriyet, bir düşüncenin üzerinde kurulmuştur.

Düşünce, akıldır, bilimdir, demokrasidir, özveridir, bireydir-dayanışmadır, destekleme-tutunmadır.

Türkiye inci tanelerinin saçıldığı bir ülke mi olacaktır, yoksa bugünkü ayrık otlarının giderek bütün ülkeyi bürüdüğü bir cangıl, ıssız ve kimsesiz toprakların ülkesi mi...

***

Bostancıda, yüzlerce bayrak halinde ufka pedal basan gençleri düşündüm.

Bisikletini kapıp milyonların aralarına katıldığı bir düşe doğru...

[email protected]