Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Tokyo’dan…

2 Kasım 2008 Pazar

En geç cuma öğleye kadar göndermem gereken Cumartesi yazılarımı genellikle perşembeleri yazarım. Cuma gününe bıraktığım enderdir. Bu kez cuma, öğleye doğru, hem de gerilimsiz yazıyorum Türkiyede şu anda gece yarısı olduğunu bilmenin rahatlığıyla Uluslararası Tokyo Şiir Festivalinin konuğu olarak geldiğim Japonya, Türkiyeden yedi saat ileride. Sadece saat bakımından mı? Bu bambaşka bir konu

***

Japon edebiyatını, sanatını, kültürünü ve insanını çok az tanıdığımı buraya geldiğimde daha iyi anladım. Bu açığımı kapatmam gerektiğini duyumsadım.

Japonyanın önemli bir ülke olduğunu herkes biliyor. Fakat bu çok farklı ülkeyi, ona ilişkin herhangi bir konunun uzmanları dışında, ne ölçüde ve ne kadar tanıdığımız kuşkulu. Günlük yaşamda göze hemen çarpan şey, yabancı ülkelerdeki meraklı Japon turisti görüntüsüyle ilgisi olmayan, sakin, güvenli, kendi içine kapanık, sade fakat son derece düzgün giyimli ve inanılmayacak kadar kibar bir insan topluluğu. İlk kez geldiğim Japonyayı, bu yönüyle çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bizdeki kargaşadan, bizim ülkemizde insanlar arasında sessiz ya da gürültülü, ama hep gerilimli savaş ortamından sonra, 120 milyonluk Japonyanın 13 milyona yaklaşan nüfusuyla bu en kalabalık kentinde (başkent Tokyoda) inanılmaz bir rahatlık ve iç huzuru duydum.

***

12 saatlik bir uçuştan sonra geldiğim gün ayağımın tozuyla, Japonya Büyükelçimiz, Sayın Sermet Atacanlının daha ben Türkiyeden ayrılmadan elektronik postayla gelen nazik davetiyle, Büyükelçiliğimizdeki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katıldım. Salonlar ve avlu konuklarla dolup taşıyordu. Türkiyeyle ilgili, tarihçi, gazeteci, sanatçı, yazar, ya da başka mesleklerden birçok Japon aydınıyla ayaküstü tanıştım. Ülkemize bu ilgi beni şaşırtmadı desem yalan olur. Fakat ülkemiz böyle bir ilginin ne ölçüde farkında, onu ne ölçüde değerlendirebiliyor, yine bambaşka bir konu

***

İki gün sürecek şiir festivali bu akşam açılış kokteyliyle başlıyor. Ben festival kapsamında şiirlerimi pazar günü okuyacağım. Bundan başka, 3 ve 4 Kasım akşamlarında, sadece benim için düzenlenen iki program daha var. Japonyadaki kültür elçimiz diyebileceğim genç arkadaşım İnan Önerin düzenlediği ilk programın izleyicileri, çoğunlukla Japonyadaki Türkler olacak. (Ankara DTCF Japon Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olmuş, burada doktora ya da lisansüstü çalışması yapmakta olan çok değerli gençlerle tanıştım. Onlar önümüzdeki yıllarda ülkemizin ve Japonyanın kültür ortamında adlarını duyuracaklardır. Bu öğretim dalımızın başarısını ise ayrıca kutluyorum.)

İkinci programı, Japonyanın önde gelen şairlerinden ve festival yöneticilerinden Bayan Takako Arai hazırlamış. Orada ise ağırlığı Japon izleyici oluşturacak.

***

Dün ve bu gün (yazıya başlamadan) internette gazetelerimizi gözden geçirdim. Her zamanki üzüntülü, can sıkıcı, bıktırıcı, kaygı verici haberleri bir yana bırakıyorum Onlar hayatımızdan zaten hiç eksilmedi ve belli ki eksilmeyecek Bu yazıda sizlerle iki olumlu haberi paylaşayım. İlk haber Cumhuriyetten. Üniversiteye hazırlanan öğrencilere ücretsiz eğitim veren Nâzım Dershanesi 19 öğretmeniyle 5. eğitim yılına başlamışNâzım Hikmet Kültür Merkezi bünyesinde kurulan bu dershane, başkaca kuruluşlara örnek olmalı, benzerleri çoğalmalıİkinci haber Vatandan, İclal Aydının Yardım İstiyorum başlıklı köşe yazısından. 8 Kasım 2008 Cumartesi günü saat 21.15te Lütfü Kırdar Kongre Salonunda Edip Akbayram ve Ferhat Göçerin bir konseri var. Sanatçıların ücret almadıkları, gelirinin ise Trabzondaki üç çocuk yuvası ve yetiştirme yurdunun eksiklerini karşılamak için harcanacağı konserin biletleri Biletixten sağlanıyor. (Buradan,Tokyodan, kardeşim Edipe, Ferhata, bu çabaya katkısı olan herkese selam gönderiyorum.)

***

Olumsuz haberlerden söz etmeyeceğim dedim ama yine de kendimi tutamayacağım. Tokyodaki elçilik binamız Cumhuriyet Bayramını kutlayan yabancılarla dolup taşarken kimi yurttaşlarımız Cumhuriyet düşmanlıklarını gizlemeye de artık gerek görmüyorlar

Sanatçılarımız, başkaca kişi ve kurumlar, kimsesiz çocuklarımızı korumak için kolları sıvarken, Adli Tıp Kurumu 14 yaşında bir çocuk için Nazi dönemi doktorlarını aratmayacak nitelikte rapor düzenliyor.

Başka ve uzak bir ülkeden kendi ülkemizdeki çelişkiler, sonu bir türlü gelmeyen utanç verici kötülükler daha açık seçik görülüyor

[email protected]

Faks: (0212) 343 72 64

Tümü Ataol Behramoğlu - Son yazıları

Korkmamak 20 Mart 2019 Çar
Gezi korkusu 13 Mart 2019 Çar
Sömürge olmak 6 Mart 2019 Çar