Büyü Bozuluyor

26 Ocak 2015 Pazartesi

AKP belki de 1 Mart tezkeresinden bu yana en ciddi tökezlemeyi geçen hafta Meclis’te gerçekleşen “17 Aralık oylamasında” yaşadı.
Türkiye’nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının yargı önüne gelmesini her türlü yöntemi kullanarak engelleyen AKP, Meclis’teki soruşturma sürecinde ise bunu başaramadı. Yaşadıkları tam anlamıyla bir bocalamaydı.
Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması nedeniyle grubunun bizzat başında olmadığı bu süreçte çalışan Meclis Yolsuzluk Komisyonu’nda AKP, önce yayın yasağı koymak zorunda kaldı. Ardından da komisyon oylamasını erteletmek.

Erdoğan ve Davutoğlu ayrı düştü
Yaşanan sendelemenin arkasında aslında Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında yolsuzluklar konusunda ortaya çıkan derin kırılma yatıyordu. Erdoğan’ın aksine, Davutoğlu 4 eski bakanın haklarındaki iddialar nedeniyle yargılanmaları gerektiğini düşünüyordu. Nitekim bakanlara da bu yönde “Yüce Divan’a gitmeyi kendiniz isteyin” mesajı bile verdi.
Ancak bakanlar bunu kabul etmedi. Erdoğan da arkalarında durdu. Sonunda Meclis Genel Kurulu’nda 4 eski bakan AKP oylarıyla Yüce Divan’a gitmekten kurtuldular.

‘Darbe değil yolsuzluk’ mesajı
Ancak oylamada bakanların Yüce Divan’a giderek yargılanmaları yönünde oy kullanan AKP’li milletvekili sayısı 48’e kadar çıktı. Yaklaşık 50 AKP’li Erdoğan’a rağmen bakanları aklayan tutum almaktan kaçındı. AKP’deki firenin derin bir anlamı da var: Aklama yönünde oy kullanmayan bu vekiller Erdoğan’ın bir yıldır neredeyse her gün yinelediği “yolsuzluk değil darbe” söylemini reddederek 17 Aralık’ı “darbe değil yolsuzluk” olarak gördükleri mesajı vermiş oldular.
Açıkça görünen bir başka gerçek de Başbakan Davutoğlu’nun oylama sırasında yurtdışında bulunmayı tercih etmesi. Bu tavrı ile “fire” olarak nitelenen milletvekillerine yakın düştüğü yorumları çokça yapılıyor.
Her ne kadar Davutoğlu fireleri “Oylamaya müdahale etmediklerinin kanıtı” diye yorumlasa da Erdoğan’ın “darbe değil yolsuzluk” anlamına gelen AKP oyları için ne kadar öfkeli olduğunu bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

Listeyi kim belirleyecek?
Erdoğan ile Davutoğlu arasında “yolsuzluklara bakış” konusunda ortaya çıkan bu önemli fark, haziran seçimlerine doğru AKP içindeki en büyük handikapı oluşturacak.
Bir süre sonra milletvekili aday listesinin belirlenmesi gündeme gelecek. Listeyi kim yapacak? Erdoğan mı, Davutoğlu mu?
Sonra sıra seçim kampanyasının hedefini belirlemeye gelecek. Hedef ve öncelik başkanlık sistemi mi olacak? Yoksa ülkenin çözüm bekleyen diğer sorunlarına yönelik vaatler mi?
Erdoğan ve Davutoğlu kamplarının bu gibi sorulara karşı yaklaşımları önümüzdeki günlerde siyasete yön verecek. Meclis’teki yolsuzluk oylamasında verdiği fire, AKP’de büyünün bozulduğu günlerin başladığı biçiminde yorumlanabilir.

Adalet ve demokrasi peşinde
Geçen hafta 19 Ocak Hrant Dink’in katledilişinin yıldönümüydü. Önceki gün 24 Ocak, Uğur Mumcu’nun. Ayın son günü 31 Ocak ise Prof. Muammer Aksoy’un...
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı önderliğindeki onlarca sivil toplum örgütü yıllardır 24-31 Ocak arasında düzenledikleri Adalet ve Demokrasi Haftası etkinliklerinde faili meçhul cinayetlerde katledilen aydınlarını anıyor. Anmakla da kalmıyor aslında. Hafta boyu Türkiye’nin iç ve dış meseleleri onlarca panelde yüzlerce uzman akademisyen ve yazar tarafından masaya yatırılıyor.
Bu yıl etkinlikler 24 Ocak’tan da önce başladı. Türkiye’nin dört bir yanında illerde, ilçelerde konferans salonları, kültür merkezleri ağzına kadar dolu. Yurtdışında da aynı manzara.
Eskişehir’de katıldığımız törenlerden gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, ülkemizin içine sokulduğu olumsuz koşullara duyulan tepkinin çok büyük etkisi var bu yoğun katılımda. Katledilen aydınlarımızın on yıllar önce Türkiye için öngördükleri risk ve tehlikelerin önemli bir bölümü ya gerçekleşmiş ya da gerçekleşmek üzere.
Kışlalı, Dink, Üçok, Aksoy, Mumcu... Her biri Türkiye’yi sarsan, hafızalarda derin izler bırakan politik cinayetlerdi. Türkiye’de toplumsal ve politik alanı şekillendirmeyi hedefleyen katliamlardı.
Cinayetler bu aydınlarımızı aramızdan almayı başardı. Ancak Türkiye’nin dört bir köşesinde insanların, onların hayatlarını adadıkları değerlere on yıllar sonra bile sıkı sıkı sarılıyor olması, karanlık ellerin hedeflerine ulaşamadığının ve ulaşamayacağının en açık göstergesi.