Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Parayla saadet olmaz!

3 Aralık 2010 Cuma

Dirseğinden kesilmiş bir insan kolunun bulunmasıyla (bir David Lynch filmi gibi) başlayıp çeşitli bakan, milletvekili, politikacı tanıdıkları olan çok zengin ve nüfuzlu bir holding patronuna dayanan bir cinayet soruşturmasını kesinkes sonuçlandırmaya azimli, zeki, deneyimli ve ‘Avcı’ lakaplı, Ferman adındaki emektar bir usta polis (Şener Şen) ve oğlu gibi kol kanat gerdiği, gözünü budaktan esirgemeyen, atak, delifişek yardımcısı, Laz İdris’le (Cem Yılmaz) antropoloji eğitiminin ve seriyal cinayetler üstüne tez yazışının ardından cinayet masasında görevlendirilmiş, nişan-evlilik telaşındaki acemi, genç çömez polis Hasan’dan (Okan Yalabık) oluşan ekibinin hikâyesini 2.5 saatlik bir süreye yayarak anlatıyor, sinemaseverlerce merakla beklenen ve bugün gösterime giren “Av Mevsimi”.

Yönetmen Yavuz Turgul-oyuncu Şener Şen işbirliğinin bu yeni ürünü, gerçekçi polisiye atmosferi ve kanlı canlı karaterleriyle yılın kaçırılmayacak filmlerinden biri nitelemesini hak ediyor.

“Muhsin Bey”, “Eşkiya”
gibi şaheserler armağan ettiği sinemamızın son çeyrek yüzyılına kuşkusuz damgasını vurmuş ve resmen bağımlılık yaratmış, başarılı TV dizileri çekmiş, oyuncu yönetiminde usta, işinin tam ehli senarist-yönetmen Yavuz Turgul son filmi “Av Mevsimi”nde, gözdesi Şen’le bir araya getirdiği, yıllardır üstlendiği her rolle sahneyi, perdeyi, ekranı tam anlamıyla dolduran, namlı aktör Çetin Tekindor, bildik halkın şaklabanı kimliğinden sıyrılıp bu kez farklı bir rolde oyunculuk yeteneklerini üstümüze bolca boca eden Cem Yılmaz ve Okan Yalabık, Melisa Sözen gibi gelecek vaat eden gençlerden bütünlenen, 5 kaplan gücündeki zengin bir kadrodan alabildiğine verim almasını bilmiş yine alışıldığı üzere.

‘Avcı’

Yıllardır polisin zorlu, çileli çalışma koşullarını, ekranı parsellemiş Amerikan dizilerinden bellediğimiz o birtakım karmaşık serüvenlerin yerli çeşitlemesi niteliğindeki filmde baştan sona, iyi yazılmış ve yorumlanmış karakterler ön planda. Doktorun ağzına silahı sokup intihar etmesi ve kimi şamatalı vuruşma ve aksiyon sahneleri dışında (ve organ nakli üstüne entrikasını yeterince inandırıcı bulamasak da), baştan sona ilgiyle izlenen ama sürükleyiciliğinden çok öncelikle oyunculuğuyla göz alan, iyi yazılmış, anlatılmış ve ayrıntılandırılmış, yerli malı, gerçekçi bir polisiye niteliğindeki filmin oldukça uzun tutulmuş süresi dışında pek bir eksisi yok.

Son dönemde yazdığı kitapla fincancı katırlarını ürkütüp alelacele Silivri temerküz kampına tıkılan, yılların kurt polisini çağrıştıran adıyla “Avcı” Ferman’la (Böbrek hastası karısına gözü gibi bakan, feleğin çemberinden geçmiş, kül yutmaz, emektar polis rolündeki dengeli oyunuyla yine filmi sürüklüyor Şen), diyalize mahkûm küçük kızını kurtarmak adına onca insanın ölümüne yol açan, hayatta avcı olmayı seçmiş, hikâyenin kötü kişisi, acımasız, makyavelist işadamı Battal Çolakzade’nin (Hikâyenin nerdeyse yarısında ortaya çıkan Çetin Tekindor onca gücüne, varlığına karşın kızını sağlığına kavuşturamayıp parayla da saadet olmuyor diyen, çaresiz, acınılası bir baba olmuş) oldukça uzun tutulmuş mücadelesine odaklandığımız film, mahalle torbacısı Asit Ömer (Rıza Kocaoğlu), böbreği için öldürülmüş genç kızla ailesi, Battal Ağa’nın mutsuz karısı, vb. gibi yan tipleri de barındırıyor.

Gerçekçi bir tarzda canlandırılmış cinayet masası polis-lerinin alışageldikleri yaşamlarının, somut kanıtsızlıktan çözümsüzlük duvarına toslayan soruşturma sürecinde nasıl allak bullak olduğunun da altı çiziliyor. Tüm ömrü iti-uğursuzu kovalamakla, suçlu takibiyle geçmiş, “Avcı” Ferman’ın Şerlok’vari çalışan aklıyla, emrindeki yoksulları birbirine kırdıran, azmettirici Battal Ağa’yı sonuçta kıstırıp intihar ettirdiği bir finale çıkan filmde, Ferman’ın yıllarca babalık ettiği, hâlâ sevdiği, ondan boşanmış karısını (Melisa Sözen) iki çocuklu evine döndürme derdindeki delidolu Karadeniz delikanlısı İdris rolünde beylik deyişle resmen döktürüyor CmYlmz.

Suça azmettirici Battal Ağa’yı mutlaka yakalamayı onur meselesi yapan, cinayet masası şefiyle iki adamının serüvenlerini, sinemamızın pek de alışık olmadığı polisiye tarzında, iyi çizilmiş, derinlikli karakterlerle, özenli mizansenlerle aktaran filmin başarılı görüntüleriyle müzikleri, alanlarının saygın isimlerinden Uğur İçbak’la Tamer Çıray’ın eseri.