Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

WikiLeaks Depremi

4 Aralık 2010 Cumartesi

Örneğin ABD’nin AKP ile ilgili “İslamcı” şüphesi taşıdığı zaten bilinen bir gerçekti. Ya da AB’nin Türkiye’yi tam üye yapmaya pek niyeti olmadığını söylemek için Amerikan diplomatlarının yazdığı nota mı ihtiyaç vardı? WikiLeaks yıllardır medyanın üzerine perde çekme görevini yerine getiren sansürü bertaraf ederek kediye kedi demeyi başarmıştır. Büyük resme baktığımızda ise 1971’de açıklanan Pentagon Belgeleri’nde olduğu gibi “WikiLeaks harekâtının” da büyük güçlerin emperyalizmine bir protesto niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Öte yandan, AKP çevrelerinde WikiLeaks sızdırmalarının ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda ve merkezi yönlendirmeyle yapıldığı kanısı yaygınlaşsa da Sam Amca artık gerçekten zor durumda. Sızıntılar Sam Amca’yı zarara sokup zayıf düşürecektir. ABD’nin artık gerçek anlamda otokontrol kaybı yaşadığını, güven bunalımına sebebiyet verdiğini ve bu durumun bedelini hem içine düştüğü ekonomik kriz ve hem de siyaseten ödemek zorunda kaldığını söyleyebiliriz.

Clinton’ın konuyla ilgili Türkiye’den ve Wikileaks’e ismi karışan tüm dünya ülkelerinden dilediği özür ise bütünüyle ve sadece bir tür diplomatik nezaket davranışından başka bir şey değildir.

Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor; Ergenekon davası kapsamında belgeye, kanıta dayanmayan ve hukukiliği bile olmayan bazı gizli tanıkların ifadesi üzerinden suçlu ilan edilen insanlara atılan iftira ve iddiaların biçim bakımından WikiLeaks ile benzerlik gösterdiği aşikâr. Peki ya bir kısım medyanın, WikiLeaks belgelerinin yanında “müsvedde” değeri bile taşımayan; kulaktan dolma, uydurma ve yakıştırma bilgilere dayanan Ergenekon Davası’nı “hakikat” kategorisinde yorumlarken ABD’nin resmi otoriteleri tarafından geçilen bilgilere dayanan Wikileaks iddiaları için “dedikodu” etiketi yapıştırmalarına ne demeli…? Bu noktada çıkarılabilecek ders belki de “bize sunulana” değil “bizden saklanana” bakmak gerektiğidir.

İddialar ne yönde ve şiddeti ne boyutta olursa olsun altının çizilmesi gereken iki nokta vardır. Bir yanda, iktidarla ilgili WikiLeaks belgelerinde ortaya çıkan iddiaların her birinin, iddia sahipleri tarafından altının doldurulup ispat edilmesi gerektiği gerçeği. Diğer yanda ise bu belgelerin yazarlarının, ülkeleri ‘büyükelçi’ unvanıyla temsil eden üst düzey çalışanlar olduğunu düşündüğümüzde de bu insanların söylediklerinin kulaktan dolma ya da dedikodu düzeyindeki bilgiler seviyesinde olamayacağına dair inancımız… Gazetecilik açısından bilgi, belge, duyum ve hatta söylentilerin önemi büyüktür. Fakat tüm bunlar hem editoryal süzgeçten hem de mantık ve sağduyunun süzgecinden geçirilerek haber yapılmalıdır. Mesnete ve yargı kararlarına dayanmayan iddialar üzerinden yargısız infaz yapmak, hak değildir. Doğru habercilik bunu gerektirir. Ki WikiLeaks depreminin yaşandığı ilk andan şu güne kadar medyadan söz konusu doğru tutumun çok aksi bir davranış görmediğimizi söylemek yanlış olmayacaktır. Medyanın büyük bir bölümü ortaya atılan iddia ve suçlamalara karşı ihtiyatlı, temkinli, soğukkanlı ve sorumlu yaklaşmayı bilmiştir. Bu sebeple de Erdoğan’ın konuyla ilgili gerçekleştirdiği ilk basın açıklamasında sergilediği öfke ve esip gürlemeyi hak edecek bir tutumun varlığından söz edemeyiz. Bu tutumu olsa olsa bir tür “haksızlığa maruz kaldığını kanıtlama” ya da “muhalif sesleri bastırma” çabası olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca bazı grupların öngördüğü gibi bu belgeler muhalefet partisi için bir fırsat olmayacaktır. Tüm bu eleştirilerin odak noktasındaki AKP yine “mağdur”, “müşfik”; hâlihazırda Türkiye ve bölge ülkeleri arasında bir tür mitolojiye dönüşmüş olan Erdoğan ise “halka yakın” olarak tanımlanacak ve böylece WikiLeaks belgeleri yine muhtemelen iktidarı teğet geçecektir. Ne de olsa görüntü itibariyle işler yolunda gidiyor. Küresel krizi çok da kötü atlatmadığımız fikri hâkim. Ekonomi güçlü olduğu müddetçe iktidarın el değiştirmesi de Türkiye’de çok rastlanan bir durum değil. Bu nedenlerle AKP’nin yaşadığımız WikiLeaks depreminden çok hasara uğramadan çıkmasının kuvvetle muhtemel olduğunu da söyleyebiliriz.

Ne olursa olsun WikiLeaks skandalı bugün dünyanın her tarafında geçerliliğini sürdüren politik ikiyüzlülüğü çarpıcı boyutlarıyla gözler önüne sermesi açısından tarihi bir öneme haizdir. Hatta tarihi bir ilk olma niteliği taşıdığı bile söylenebilir. Ayrıca internetin, hatta tek bir internet sitesinin hükümetler devirip, rejimleri sarsacak güçte olduğunun bir tür kanıtıdır WikiLeaks. Üstelik tüm dünyanın gözü önünde ve dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin herkesin erişimine açık olan belgeler eşliğinde yapabilmektedir bunu. Hem dünya hem de Türk siyaseti eksenli düşünüldüğünde WikiLeaks bir tür elektrik çarpma etkisi yaratmaya muktedir gözükmektedir.

Kısacası Wikileaks belgelerinin henüz binde birinin açıklandığını düşünürsek şimdilik önümüzdeki ağaçlardan ormanın bütününü görmemiz pek mümkün görünmüyor.

Sadık Çelik-Keyveni Catering Yönetim Kurulu Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi Yazarı
[email protected]

Tümü Sadık Çelik - Son yazıları

IŞİD, Ortadoğu ve Türkiye 20 Eylül 2014 Cmt
IŞİD 13 Eylül 2014 Cmt
CHP Olağan(üstü) Kurultayı 6 Eylül 2014 Cmt