İlhan Selçuk

İddia ve İftira...

29 Temmuz 2008 Salı

PENCERE

İddia ve İftira...

Her ikisi de hukukumuza yerleşmiş, yasalarımıza postu sermiş iki önemli sözcük...

İddia bir olgu, eylem ya da kişi üzerine ileri sürülen savdır...

Ya iftira nedir?..

İftira iddianın akrabasıdır; ‘bir kişiye yönelik asılsız suçlama’ diye vurgulanabilir.

*

İddia hukukun, mahkemelerin, davaların peynir ekmeği gibidir...

İddiasız dava olur mu?..

İftira davaları ise ayrı bir tür oluşturuyor. Çünkü birisine kasıtlı ve asılsız olarak yapılan suçlamaya iftira denir...

İftira ahlaksızlıktır...

Aynı zamanda suçtur...

Kara çalmaktır...

Yalan söylemektir...

İftira suçunu işleyen kişi hapis cezasına çarptırılır...

*

Yalnız hukukta değil, Kuranıkerim’de de iftira suçunun yeri vardır...

Gerçek bir Müslüman iftiradan çekinir, sakınır; “Bu suçu işleyenlerin başına şeytanlar üşüşür”...

İftira günahtır...

‘Günah-ı kebair’dendir...

Ne var ki ülkemizde İslamcılık gayesi güdenler için iftira suçu artık vukuat-ı adiyeden sayılmaktadır...

AKP’ye yandaş dinci gazeteler her gün sayfalarını iftiralarla dolduruyorlar...

*

Gelelim iftira ile iddia arasındaki farka ve akrabalığa...

İddia ne zaman iftira olur?..

İddianın delilleri yoksa ya da yetersizse sav iftiraya dönüşür...

Delilsiz iddia iftiradır...

Delillerini ortaya koyamadan bir kişiyi siyasal amaçla suçlamak iftiranın en koyusudur...

*

Medyamız bugün baştan aşağıya iftiralarla dolup taşıyor...

Peki, nerden geliyor bu pervasızlık?..

Çünkü Türkçemizde bizim ahlaksızlara yol gösteren bir özdeyiş var...

Nedir o?..

“- İftira et iz bırakır...”

Ne var ki bu ilkeyi yalnız bize özgü saymak da safdilliktir...

Dünya siyasetine baktığımızda en büyük devletlerin bile asılsız suçlamalarla politikalarını yürüttüklerini görürüz...

İftirayı meslek bellemiş bizimkiler ise büyüklerinin cüce mukallidi olarak iç politikalarında boy gösteriyorlar.

(29 Temmuz 2008 tarihli yazısı)