Köşe Yazısı

A+ A-

Özgecan’ın Yasını Tutarken

17 Şubat 2015 Salı

Bir okurum internette dolaşan bir video göndermiş. IŞİD, kendi halinde giyinmiş kapalı bir kadını yol kenarında çeviriyor…
Kadının üzerinde kaftan gibi siyah, uzun bir elbise var. Başı bağlı.
Sade çenesinin üzerinden kaşına kadar bölümde, yüzü görülüyor.
IŞİD militanlarının bu örtünmeyi kâfi bulmadığı, yeterince “iffetli saymadığı” anlaşılıyor.
Seri biçimde kadının etrafını sarıyorlar.
Hepsinin ellerinde Kalaşnikof benzeri silahlar var.
30 saniyede gerçekleşen çevirmeye kadın anlam veremiyor.
Yallah, yallah!”diye yere çömelmesini isteyen etraftaki erkeklere ısrarla affallamış şekilde bakıyor.
Kadında, korkudan çok hâlâ neye uğradığını anlamamanın hayreti ve şaşkınlığı var.
Adamlara elinden geldiğince meram anlatmaya çalışsa da ağzından çıkan hiçbir sözün anlam ifade etmediğini fark edince çaresiz, “çömel” denen yere çömeliyor.
Hoca” kılıklı bir sakallı ardından.. kadının başında besmeleyle söze başlıyor, “Allah ve tüm Müslümanlar adına” cezalandırılacağını takdir buyuruyor.
Kadının infaz edileceğini anlayan erkek kala-balığı, yerde hiç ses etmeden, kurbanlık koyun gibi dizleri üzerinde çökmüş bekleyen kadını, ellerinden düşürmedikleri “akıllı telefonlarla”(!) kayda almaya başlıyor...
Kadının hakkında, “bütün Müslümanlar” adına kararı açıklayan “hoca”“tekbir” diye bağırınca; bir sokak celladı kadının kafasına sıktığı bir kurşunla işini bitiriyor.
Başından yakın plan vurulan kadın tünediği kaldırımın kenarından patates çuvalı gibi sokağa düşerken etrafını alan erkekler de zafer nidalarıyla “Allahüekber” diye bağırıyor!
iki buçuk saatlik video inanın insanın yüreğini oyuyor.

Kadını ezmek ‘mubah’ olunca
Video, “mini etek giyersen öldürülmeyi hak edersin” tweetleriyle eşzamanlı olarak geldi…

Gericiler için kadının “hangi noktada öldürülmeyi hak ettiği” görüldüğü üzere son derece keyfe keder.
İcabında tepeden tırnağa kapansa da sadece “peçe” takmamak dahi, kadının görüldüğü yerde infazı için yeterli neden olabiliyor.
Bir kez böylesine kökten kadın düşmanı olmaya görün.
Kadın yaşamının sinek kadar değer taşımadığı bir anlayış bu...
Türkiye’de Özgecan’ın arkasından “mini etek giyene müstahak” tweeti atan; “Batılı yaşam tarzının sonu budur!” minvalinde manşetler çıkanların da zihniyeti işte bu IŞİD zihniyetinden farksız.

Bu da kadın dostu ‘Taksi’
Türkiye Özgecan depreminin artçılarıyla sallanırken Berlin Film Festivali; İslam dünyasının en kadın dostu yönetmeni Cafer Panahi’yi “Altın Ayı” ile taçlandırdı.

Cafer Panahi, -İran’ın “Gezi”si-“2009 Yeşil İsyan”ından bu yana ağır zulüm gören bir yönetmen.
Yeşil İsyan”da sokakta öldürülen “kızlı erkekli yaşam simgesiNida’nın mezarına çiçek koyarken önce gözaltına alınan; uluslararası baskılarla serbest bırakılmasına rağmen 2010’da bu defa “devlet karşıtı propaganda ve milli güvenliği tehdit” gerekçesiyle “20 yıl boyunca film yapmaktan men edilen, pasaportu alınan, ülkeden çıkması yasaklanan” ünlü bir muhalif Panahi.
Venedik, Cannes, Berlin festivallerinden şimdiye dek topladığı ödüllerin listesi kalabalık.
Kariyerinin en verimli çağında kameraya dokunması yasaklanmış olsa da Panahi önceki yıllarda defalarca teşebbüs ettiği bir şeyi yapmış: Bu kez de bir taksi içinde taksi şoförü olarak gizlice çektiği fimi, gene gizlice yurtdışına çıkarmış.
İran’ın “agora”sına dönüşen “taksi konuşmalarıyla” ülkenin röntgenini çektiği filmde Panahi, Tahran’ın kronik çelişkilerine ve ağır adaletsizliklerine ışık tutuyor.

Rejimin kılcal damarı
Taksi”yi henüz görmedim. İlk fırsatta göreceğim. Ama Panahi her daim çok sevdiğim bir yönetmen. Kamerayı bir defa çok iyi kullanıyor. Mesajlarını açık ve net veriyor. Bizdeki medyatik sinemacılar gibi lafı eğip bükmeden söylüyor. Duruşunu -ev hapsinde tutulduğu en ağır şartlarda bile- çekinmeden ortaya koyuyor. Bunu yaparken de İran sinemasının “aşırı sembolizmler” tuzağına düşmüyor.
Birbirinden ilginç, ayakları yere basan senaryolar çıkarıyor.
Ahmedinejad rejimi döneminde para gören “yeni orta sınıf” ve “yeni zenginleri” anlattığı “Kırmızı Altın” mesela…
13 yıllık AKP iktidarının Türkiye’sini böyle göz önüne sermeye teşebbüs eden bir yönetmen yok Türkiye’de.
Ya da her an, her yerde aile-rejimin baskısı altında ezilen kadınları anlattığı “Daire”…
Berlin’den “Altın Ayı” ile dönen “Taksi” gibi İranlı yönetmenin 2000 yılında ülkeden gizlice çıkarttığı “Daire”de Venedik’te “Altın Arslan”ı almıştı.
Her karesi hatırımda kalan o müthiş etkileyici film için Venedik’te yaptığımız röportajda ünlü yönetmen “İslamcı rejim”in, “kadın” yoluyla yaşamın bütün alanlarına kılcal damar gibi nüfuz ettiğini, “kadın baskısına” bu yüzden ısrarla abandığını söylemişti.
Türkiye’de yıllardır kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerinden kırılıyoruz; Özgecan’ların cinayetlerine ağlıyoruz…
Bir büyük Türk yönetmeni bu konuyu Panahi kertesinde kendisine dert edindi mi?

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt